Ana Sayfa / Yazarlar / Sayın Valimiz, Bize Dua Öğretin.. / Oğuz CANDARLI

Sayın Valimiz, Bize Dua Öğretin.. / Oğuz CANDARLI

İl Genel Meclisi toplantısında,  sayın Valimizin, Kastamonu’ya demiryolu istenmesi fikrine,

“olmayacak duaya amin demeyelim”

dediği haberi yansıdı yerel basınımıza.

İki-üç gündür beynimi zonklatan bu ifadeye karşı bir şeyler yazmak istiyorum.

Ama nasıl?

Devletimizi temsil makamına saygısızlık etmeden, saygınlığına halel getirmeden, bir sıkımlık canı olan yerel basınımızın canını yaktırmadan bir şeyler yazmak nasıl mümkün olur diye, kılı kırk yararak yüreğimin yangınını ifade etmek nasıl mümkün olabilir diye düşünüyorum.

Vali demek, dost demek, himaye eden, koruyup kollayan demek.

Devlete Baba diye bakan vatandaşa, evladını kıskanmadan babalık yapan makam demek.

Hele bu vatandaş, devlet babasına adeta taparcasına saygı duyan, itaat eden, ağzının içine bakan, öl dese, İsmail a.s gibi sorgusuz sualsiz bıçağın altına tereddütsüz yatan saygılı, itaatkar evlat; Kastamonu’lu bir evlat ise…

Kastamonu’da camiye, cemaate giden insanımız, başka şehir insanından farklı olarak, kendisi dua etmez, imamın duasına amin der.

Büyüğe saygıdır bu, medeniyettir, itimaddır, güvendir. 

İmamın kendisi için daha güzel dua edeceğinden emin olmak, aksini düşünmemektir.

Biz Kastamonulular, imama uydugumuz gibi, aynı saygı ve huşu ile, devletimizi temsil eden her amire de aynı şekilde saygıyla uyar, itaat eder, tabi oluyoruz, oluruz.

Tarihin bütün devirlerinde olduğu gibi, Çanakkale Harbi’nde, Kurtuluş Savaşı’nda da toprağımıza düşman ayağı basmadığı halde bütün cephelere koşmuşuz,  ölmeyi emreden komutanlarımızın emrini sorgulamadan ölüme yürümüş, en çok şehidi vermişiz. Gazilerimizin hesabıysa belli bile değil.

Cepheye cephane lazım demiş devletimiz; yigitlerimiz cephede olduğu için kadınlarımız, yaşlılarımız kağnılarla yollara revan olmuşlar.

Hangi yollara?

Olmayan yollara..
Kar, kış, yağmur, çamur, yaz kış, aç, tok, var, yok demeden revan olmuşuz.

Bu gün, turistik gezi için bile kimsenin yürümeye cesaret edemediği yollardan aylarca, yıllarca cephane taşımak “olmayacak duadır ey devletim” demeden, 
yollarda açlık ve soğuktan ölmeye razı olarak, sorgulamadan yola revan olmuşuz.

Mükafat beklemeden, aferin beklemeden..

Devlet baba’nın kendilerine haksızlık edeceğini aklının ucundan geçirmeden, haksızlığa ugradığında da itirazı, şikayeti, isyanı aklının ucundan bile geçirmeden..

Ülkemizin, devlet ve milletimizin en zor günlerinde yüreklerden taşan imanla yapılan duaların kabul olacağından emin olarak imkansıza yürüyen insanların şehrinin valisine bu gün, bu söz yakışmadı, o makama yakışmadı, temsil ettigi devlete yakışmadı. 

Duanın kabul edilip edilmemesi, istenen şeyin imkanı ya da imkansızlığı, istenilen makamın yüceliğine göre degerlendirilir.

Halkımızın isteklerinin muhatabı olan devletimiz aciz midir, cimrimidir, adaletsiz midir, merhametsiz midir, duyarsız mıdır, hesapsız mıdır?

İstenilen şey imkansız ya da gereksiz midir?

Bir süre önce bu köşeden naklettigim hatırada, ta 1938 yılında, cumhurbaşkanı şecildikten sonra ilk ziyaretini Kastamonu’ya yapan İsmet İnönü’den demiryolu isteyen  Çarıkçı İhsan Ağa adında birinin ufkuna, hamiyetine , cesaretine hayranlığımı yazmıştım.

Bir kaç gün önce de genç bir tarihçi Ufuk Tidim kardeşimiz, Kastamonu’dan Ankara’ya giderek demiryolu isteyen bir heyetin belgesini, fotoğrafını paylaşmıştı.

Yine 1930’ların sonlarında, bir grup esnafın oluşturdukları heyetle defalarca Ankara’ya giderek sanayi ceryanı istediklerine dair hatıralar dinlemiş, okumuştum.

O  gün insanımızda, esnafımızda müthiş bir öngörü, gayret ve ufuk vardı ama yazık ki devletimizde derman yoktu ve olmadı.

O gün demiryolu, sanayi ceryanı gibi iki hayati yatırım bu şehre getirilebilseydi, bu gün bizler bambaşka bir şehirde yaşıyor olacak, bambaşka yatırımları, bambaşka konuları ve sorunları konuşuyor olacaktık.

Sayın Valimiz elbette Osmanlı’nın asıl duraklama ve çöküş, Avrupa’nın atılım sürecinin ters orantılı bir şekilde ticaret yollarının değişmesiyle başladığını biliyorlar.

Selçuklu ve Osmanlı gibi, Anadolu’da kurulan devletlerin asıl siyasi, ekonomik ve askeri güçleri, ipek ve baharat yolu gibi ticaret yollarına hakim olmasından kaynaklanıyordu. Bu cografyadaki savaş ve yıkımların da en mühim sebebi bu idi.

Osmanlı’nın Akdeniz ve Karadeniz dahil,  bütün ticaret yollarını ele gecirmesinden sonra Batılı devletler ve zengin tüccarlar, bu prangadan kurtulmak için yeni donanmalar kurdular, yeni ticaret yolları aramaya başladılar.

Hindistan’a ulaşmak için Afrikanın güneyinden dolaşmayı göze aldılar, yollarını şaşırıp Amerika kıtasını da buldular.

Olmayacak dua diye düşünmediler, azmettiler, cesaret gösterdiler.

O cesaretlerinin mükafatı olarak yeni ülkeler, yeni sömürgeler, madenler, servetler, köleler elde ettiler, zengin oldular.

Osmanlı ise kaybetti.
Ticari, siyasi hakimiyetini kaybetti, ekonomik gücünü kaybetti, savaşlar kaybetti, topraklarını kaybetti ve gele gele varlığını kaybetti, tarih sahnesindeki yerini kaybetti.

Son yıllarda siyasetçilerimiz, devlet adamlarımız sessiz sedasız bir mücadele veriyorlar;

Eski ipek ve baharat yolunu canlandırmak, bu yollara ilaveten enerji yolları kurmak, bu yollara hakim olmak, pay almak, bu yolları ekonomik ve siyasi kalkınmanın temeli haline getirmek için mesai harcıyorlar. 

3. Havalimanı, İstanbul ve Çanakkale Boğazlarındaki köprüler, tüneller, kanallar, duble yollar..

Çin’den Avrupa’nın bir ucuna kadar kesintisiz uzanacak kara ve demiryolu ağları projeleri için,  Osmanlı’nın ta 1500 lerde kaybettiği ticaret yollarını yeniden ele geçirme çaba ve hamleleri için perde arkasında batılı ülkelerle adeta savaş veriyoruz ülke olarak. 

Peki bu ticaret yolları Kastamonu’dan geçmez mi?

Elbette geçer, geçmeli.
Hem de teğet degil, tam ortasından..

Biz tam yol üzerindeyiz.

Ülkemizin kuzeyinden geçen, geçmesi gereken kara, deniz ve demiryollarının tamamı, tam da Kastamonu’nun göbeginden geçiyor, geçmesi gerekiyor. 

Hal böyle iken, bu durumu görmemek, önemsememek, bu yolların Kastamonu’muzu teğet geçmesine fırsat vererek ülkemizin ve şehrimizin kaybetmesini adeta seyretmek mümkün müdür?

Bu konuda, fazla bilinmeyen, vurgulanmayan  ilginç bir durumu da ifade etmeden gecemeyiz;

Kastamonu 1100 lü yıllarda fethedildikten hemen sonra, bağlı oldukları Anadolu Selçuklu sultanının emriyle, Hüsameddin Çoban Bey Sinop’ta bir donanma kurarak Kırım’ı fethe gitti ve bazı şehirleri ferhetti. Bu sayede Kırım’dan Afrika’ya kadar uzanan Köle Yolu ya da Kürk Yolu diye bilinen çok degerli bir yola olundu.

Bir beyliğin, olmayacak bir dua demeden, bütün imkanlarını seferber ederek, riskler alarak, koskoca Karadenizi bir uçtan bir uca, ahşap kayıklarla geçerek fethe girişmesinden neredeyse bin yıl sonra, yeni dünyanın yeni ticaret yollarına sırt dönmek, bîgâne kalmak asla kabul edilebilir bir yaklaşım olamaz. 

Kastamonu’da etkin ve yetkin hiç kimse, ayağımıza kadar gelen bu tarihi fırsatları tepemez, lüks göremez, imkansız ve gereksiz göremez diye düşünmek istiyorum..

Ülkemizin ulaştığı ekonomik durum, geleceğe dair stratejik planları Kastamonu’yu vazgeçilmez bir şehir haline getiriyor, yollar ve yatırımlar üssü haline getirmeyi zorunlu kılıyor. 

Böylesi  bir durumda, bizim başka dua etme şansımız yok.

Hal böyleyken biz nasıl dua edelim sayın Valimiz?

1927 nüfus sayımına göre Kastamonu, Türkiye’nin 8. büyük şehriyken 50. sıraya düşüren dualara mı amin diyelim?

Alimi, esnafı, eşrafı, tüccarıyla, sermayedarıyla yüzbinlerce insanımızı göçe mahkum eden dualara mı amin diyelim hâlâ?

Yanıbaşımızda, bize bağlı  bir köy olan Karabük hormonlarla beslenip büyütülürken bize elektiği çok görenlerin duasına mı amin diyelim?
Safranbolu tarih ve turizm merkezi haline gelirken, Karadeniz’in ilim, irfan, bikim, sanat, ticaret, medeniyet başkenti olan Kastamonumuzun medeniyet mirası camilerimizin, hanlarımızın, hamamlarımızın, medrese ve kütüphanelerimizin, türbelerimizin, mimari harikalar olan konaklarımızın talan edilmesine vesile olan, sebep olan, göz yumanların duasına mı amin diyelim hâlâ?

Yolsuzluğa, susuzluğa, işsizliğe, egitimsizliğe, yatırımsızlığa mahkum edildigimiz dualara mı amin diyelim?

Yoksa, Kastamonu’muzun yetiştirdiği Hüsameddin Çoban Bey’in, İsmail Bey’in, Fatih’i doğuran Hüma Hatun’un dualarına mı amin diyelim?…

Osmanlı’nın zor zamanlarında gelip egitim seferberliği başlatan, tüm Osmanlı coğraftasındaki ilk liseyi kuran Vali Abdurrahman Paşa’nın ve o liseden yetisen Arif Nihat Asya’nın, Orhan Şaik Göktay’ın dualarına mı amin diyelim?

Bu şehrin yetiştirip ülkeye hizmete gönderdiği  Plevne kahramanı Sadık Paşa’nın,  Medine müdafîi, Çöl Arslanı Fahreddin Paşa’nın, Kût’ül Ammare kumandanı Halil Kut Paşa’nın, Kars fatihi Deli Halit Pasa’nın, Nuri Kıllıgil Pasa’nın, Yunan Başkomutanını esir alan Dadaylı Halit Bey gibi imkansızları mümkün kılan kahramanların, Şerife Bacı, Salih Reis’lerin Nasrullah Kürsüsü’nden tüm cihana haykıran Mehmet Akif’in dualarına mı amin diyelim?

2013 yılında, bir köyümüzün yol sorunu ulusal medyada gündem olmuştu.

Aynı günlerde Ilgaz Tüneli temeli atılmıstı.

Tünel bitti ama beş yüz metrelik o köy yolu halen yapılmadı, köy kapandı, terkedildi gitti.
Bu yaz, Ankara yolculuğu esnasında, Azdavay köylerinde yol işi yaptığını ögrendiğim Diyarbakırlı bir müteahhite şehrimizin yol durumunu sordum;
Yollarınız fecaat. Bizim böyle yolumuz kalmadı demişti.
Demiryolu neyse, köy yolu duamız da kabul olmadı mı bizim? Yoksa biz hiç dua etmedik mi, duasına amin dediklerimiz, dualarında bizi, dertlerimizi, ihtiyaçlarımızı, hayal ve ümitlerimizi hiç zikretmediler mi?

Her zaman küçük dualar kabul olmuyor. Belki büyük dualar daha çabuk kabul oluyor.

Başta demiştim, ne istediğinden çok, kimden istediğin önemli.

Biz, bize rehber olan, imam olan herkesin duasına amin dedik ve deriz..
Siz bizim imamımız, velimiz Valimizsiniz, siz dua edin biz amin diyelim sayın Valimiz.

İlginizi Çekebilir

‘Yönlendirilmiş Evrim’ mi?

2018 Nobel Kimya Ödülü, biyokimya alanında geliştirdikleri ve oldukça yoğun olarak kullanılan biyomoleküler mühendislik yaklaşımları …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Yazarlar
Hayat Nedir? / Hasan ERDOĞAN

Bu dünya denilen dâr-ı imtihana ne için geldik? Daha doğrusu gönderildik? Bu soruları Risale-i Nur …

Kapat