Ana Sayfa / Yazarlar / Şehitlere ve Şehitliğe Yan mı Bakıyoruz? / Oğuz CANDARLI

Şehitlere ve Şehitliğe Yan mı Bakıyoruz? / Oğuz CANDARLI

Farkında olanımız var,  olmayanımız var; ülkemiz,  devletimiz,  milletimiz savaşta,  savaşıyoruz.
Yüz yıl sonra batının büyük büyük devletleri ülkemize yeniden savaş açtılar.
Bir kaç yıldır adı konmamış bir savaşın içindeyiz.
Kredi derecelendirme kuruluşlarıyla başlayan,  borsa döviz spekülasyonları ile devam eden ekonomik saldırılar, 

AB’nin üyelik sürecine ilişkin yaptığı iğrençlikler,  Almanya,  Hollanda,  Avusturya başta olmak üzere pek çok Avrupa ülkesinden yükselen düşmanca siyasi mesajlar ve saldırılar..  
Kırk yıldır mücadele ettiğimiz PKK yetmeyince değişik isimlerle kurdukları terör örgütleriyle yaptıkları saldırılar,  

medya üzerinden kara oropaganda saldırıları, yalan haberlerle algı oyunları, 

Fetö gibi, içerden yetiştirdikleri yada devşirdikleri ajanlarla yaptıkları saldırılar…
Bunlar da netice almaya yetmeyince Suriye kuzeyine yerleştirdikleri terör ordularına verdikleri silahlarla,  eğitimlerle,  kendi ülkelerinden topladıkları paralı askerlerle vb bizzat ve bilfiil saldırma teşebbüsleri..
İnsanımızın bir kısmı bu savaşı anlamasa da devletimiz anladı ve gerekeni yapma kararı aldı.
Düşman bizim içimize,  toprağımıza girmeden,  yuvalandıkları yerde durdurmak adına, destansı Fırat Kalkanı Harekatı’ndan sonra Zeytin Dalı Operasyonu ile Afrin’e çöreklenen işgal ordusu öncü birliklerine karşı harekete geçti.
Yirmi küsur günde müthiş bir başarı ile 1200’e yakın teröristi bertaraf etti,  pek çok mevziyi ele geçirdi.
1200 teröristi etkisiz hale getirip,  onca mevzi kazanırken,  dünya savaş tarihine geçecek bir başarı ile şehit sayısını en az seviyede tutmayı da başardı.
Keşke hiç kaybımız olmasaydı..
Ama olmuyor,  olmadı.
Operasyon başladığı günden bu yana dün en çok şehidimizi verdik. 

11 yiğidimiz,  er’likten, uzmanlıktan,  astsubaylıktan,  subaylıktan şehitlik makamına,  sıradan,  günahkar kullar olmaktan evliyalık makamına terfi ettiler.
Görev yerleri değişti,  Cennete tayin oldular..
Rabbimiz tüm şehitlerimizin şehadetlerini kabul,  mekanlarını Cennet eylesin. 
Yakınlarına sabrın en güzelini,  şehit yakını olmanın şerefini,  şehidin şefaatini nasibeylesin..
Bu şehitlerimiz hürmetine,  devletimize,  milletimize,  ordumuza tez zamanda  zaferler nasibeylesin inşaallah.
İşte bu ortamda yazılı ve görsel medyamızın yanı sıra sosyal medyada sayfalar,  gruplar,  şahıslar,  şehit haberleri paylaşırken hem nalına hem mıkına vuran bir tavır takınmaları insanı üzmüyor değil.
Şehadetle,  şehitlerle iftihar eder görünüp aynı zamanda adeta şehadeti “kara ve karanlık sebebi” gibi gösteren paylaşımlar hoş durmuyor. 
Şehid haberlerini; “kara gün,  kara haber,  karanlık çöktü, şehit ateşi düştü, ocaklara ateş düştü,  yürekler yangın yeri…gibi başlıklarla vermeleri doğru değil, haklı ve hakikatli değil,  hayra hizmet değil..

Şehitler,  karanlık,  hüzün,  zulüm, ateş ve yangın sebebi değildir,  perişanlık sebebi değildir. Tam aksine şehitlik, rahmet,  nur,  huzur,  iftihar ve gurur sebebidir..

Bir beldede,  bir ülkede şehit varsa,  oraya şehidin nuru düşer, huzuru düşer, gururu düşer,  rahmet ve bereketi düşer,  şefaat eserleri düşer..
O belde insanının Allaha,  mukaddesata,  vatana, millete, istiklal ve istikbale imanı artar,  hamiyeti artar, şuuru artar.. 
Milli birlik,  beraberlik artar,  lüzumsuz dertler,  telaşlar,  dünyevi hırslar azalır, insanlar arasındaki beş paraya değmeyen kırgınlıklar yok olur gider..
Sanal ortamların,  geçici zevklerin esiri ve bağımlısı olmuş, kendi sanal gündemlerinden başka vatan,  millet, insaniyet,  kahramanlık,  fedakarlık gibi bizi biz yapan herşeye kapalı,  duyarsız yetişen bir kısım gençlere de sanal hayatın zindanlarından kurtulup, gerçek hayatı,  gerçek gündemi görmeleri, kanlarında,  genlerinde ve tarihlerinde var olan ulvi hasletleri görebilmeleri, duyabilmeleri için kapılar,  pencereler açılır..

“Şehitler ölmez” sözü kuru bir laf,  ruhsuz bir slogan değildir. 

Bu sözün kaynağı Kur’andır,  söyleyen,  öğreten ve söyleten Rabbimizdir.
Rabbimiz (haşa) boş söz söylemez,  boşuna söylemez,  ne söylüyorsa haktır ve gerçektir.

“Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma! Bilakis onlar hayattadır ve Rab’lerinin yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar.

170. “Onlar, Allah’ın lûtfundan ihsân ettiği nimetlerle sevinirler. Arkalarından gelecek olup da henüz kendilerine katılmamış olan kardeşlerinin hiçbir korku duymayacakları ve üzülmeyecekleri müjdesini alıp mesrûr olurlar.” (Âl-i İmran, 3/169-171)
Şehitlik ve şehitler hakkında bilinmeyen, unutulan bazı hususları tekrar etmekte fayda var;

1. Şehitler ölüm acısı hissetmezler.
Ve hatta Peygamber Efendimiz,  şehitlerin tekrar tekrar diriltilip,  tekrar tekrar şehit olmayı istediklerini haber verirler. (Buharı,  Müslim,  Tirmizi)

2. Şehitler kendilerini ölmüş bilmezler.. Nimetler içersinde,  yaşarlar,  acı,  hüzün,  keder çekmezler..
Peygamber Efendimiz,  “Kardeşleriniz Uhud´da şehit olunca, Allah onların ruhlarını yeşil kuşların cevfine (kuşların içine, karınlarına) koydu. 
Cennetin nehirlerinden içerler, meyvelerinden yerler. Arşın gölgesinde asılı,  altından kandillerde yerleşirler. Yiyecek, içecek ve istirahatlerinin güzelliğini görünce,

“Keşke,  Cennette hayatta olup, rızıklandırıldığımızı biri dünyadaki kardeşlerimize haber verse de cihaddan geri kalmasınlar, savaş sırasında kaçmasınlar derler” 
(Ebu Davud, Cihad, 25)
3. Şehitler kabir azabından emin olurlar.. (İbni Mace)
4. Şehitlere,  kıyamet günü yakınlarından yetmiş kişiye şefaat etme hak ve yetkisi verilir. (Beyhakî)
5. Karada şehit olanın borçları ve emanetleri hariç, bütün günahları affolur. 
Denizde, suda boğularak şehid olanın ise, borç ve emanetleri de dahil bütün günahları affolur. (Ebu Nuaym)

Biz kısaca özetledik.
Şehitler hakkında Rabbimizin, Peygamber Efendimizin, alimlerimizin,  evliyanın onca övgü dolu sözleri, onlara vadedilmiş mükafatlar hakkında o kadar çok müjdeleri var ki,  saymaya sayfalar yetmez.

Bir şehidin geride bıraktığı yetim evlatlarını,  gözü yaşlı analarını,   dul kalan eşlerini görememek,  onların acılarını hissedememek insanî bir hal olamaz elbette.
 Fakat, şehitler geride sadece acılar bırakıyor gibi algılamak, sadece acılara odaklanmak, sadece acıları görmek ve göstermek te milli, insanî ve islamî bir duruş değildir.
Şehitler arkalarında acılardan çok şan,  şeref bırakır, vatan bırakır,  iman bırakır,  mukaddesat bırakır,  vatana millete şerefli,  baş tacı edilecek  emanetler bırakır..
Ülkemizde  her yıl,  her gün verdiğimiz şehitlerin kat be kat fazlası ölüm sadece trafik kazalarında yaşanıyor..
Asıl o ölümler,  arkalarında dramlar,  acılar, dullar,  yetimler,  perişan hayatlar bırakıyor. Acı görmek ve göstermek isteyen öncelikle oralara bakmalıdır.

Vatan,  millet,  mukaddesat uğruna en şerefli ölümleri ajite etmek, şehitlerimizi arkasında acıdan başka bir şey bırakmayan,  hiç uğruna ölmüş,  hiçliğe,  yok oluşa giden yolcularmış algısı yaymak zehirli bir algıdır.
Birilerinin hataları, ihtirasları uğruna bâdi hevâ ölümü tatmış gencecik bedenler,  o gidenlerle beraber hayatları,  hayalleri,  yürekleri yangın yerine dönmüş perişan,  zavallı insan portreleri; şehadetle,  şehitlikle,  hamiyetle,  vatan,  millet,  din,  iman,  ahiret,  ebedî saadet hissitatıyla dalga geçmekle eş değer bir hatadır.

Şehadet kutsalsa bunca ajitasyon niye? 

Bir yandan şehitlerle övünüyor gibi görünüp diğer yandan, “bu gencecik insanlar sizin yüzünüzden öldü,  sizin yüzünüzden ocaklar söndü, katilsiniz,  zalimsiniz” der gibi, siyasi kavgaya girdiklerimizle aramıza şehitleri siper eder gibi tavırlar,  söylemler kamu vicdanını yaralayacak işlerdir.
Herkes ölecek,  hepimiz öleceğiz.
Böylesine şerefli bir ölüm, ahir zaman fitneleri içinde onlarca günahın hedefi olan gencecik insanları evliya makamına çıkartacak şehadet makamı,  Allah’ın seçtiği kulları için en büyük şeref,  en büyük lütuftur..
Şehit yakını olmak ta öyle. 

Bu şerefe ermiş,  erdirilmiş şehitlerimiz ve şehitlik hakkında ettiğimiz laflara dikkat etmek,  ağzımızdan çıkan sözlerin nereden gelip nereye gittiğini,  kime,  neye hizmet ettiğini hesabederek konuşmak zorundayız.

Şehitlik mefhumuna ve şehitlere  yan bakan,  şaşı bakanların sloganlarının peşine takılmak bize yakışmaz,  vebaldir..

İlginizi Çekebilir

Ey Ayasofya Seni Kapayanlar da Açmayanlar da Suçludur / Vehbi KARA

Bediüzzaman Said Nursi, Necip Fazıl Kısakürek, Arif Nihat Asya, Ziyad Ebüzziya, Fahir Armaoğlu, Türk Milliyetçiler …

Yorumlar

  1. Mustafa Çıkrık

    Aynen öyle abicim. Allah razı olsun

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Yazarlar
Afrin Operasyonu ve İslam Hukuku / Vehbi KARA

İslam kelimesi “silm “kelimesinden gelir. Sulh, sükûnet, barış, mutluluk ve refah anlamındadır. Selam kelimesi de …

Kapat