Ana Sayfa / Yazarlar / Sesi Büzüşesiceler!. / Orhan SALCI

Sesi Büzüşesiceler!. / Orhan SALCI

Ehlince bilinir, söylemesi en zor tekerlemelerden biri “Şemsi Paşa pasajında sesi büzüşesiceler” tekerlemesidir.

Hiç merak ettik mi;

Bu tekerlemede adı geçen Şemsi Paşa kimdir, bu pasaj nerededir, kimlerin sesi niçin büzüşesicedir?

Sırasıyla ilerleyelim.

İstanbul’un en eski semtlerinden ve daha  İstanbul fethedilmeden önce İslamla tanışan Üsküdar İlçesinde Şemsi Paşa’nın adını taşıyan, yaşayan ve yaşatan bir cadde var.

Pasaj da muhtemelen o cadde üzerinde olsa gerektir.

Yoksa da sorun değil, neticede adres bilgisinden değil, bir tekerlemeden bahsediyoruz.

Şemsi Paşa’ya geçmeden önce sesi büzüşesiceler hakkında da biraz bilgi vermek istiyorum.

Üniversite yıllarımda, Kastamonu Pınarbaşı İlçemizden çok sevdiğim bir arkadaşım vardı.

Babası, işi gereği  Bartın ilimizde de bulunmuş bu kardeşime “nerelisin” diye sorulduğunda,  ortam elit bir ortamsa,  “Bartınlıyım” diyor, soran kişi ve ortam sıradan bir ortamsa “Kastamonuluyum” diyordu.

Askerde iken de benzeri bir olay yaşamıştım.

Revir doktorumuz aritmi teşhisi ya da şüphesiyle beni askeri hastahaneye sevketmişti.

Muayene için gittiğim doktorun yanındaki hemşire, simamdan benim Kastamonulu olduğumu tahmin etmişti. Şaşırmıştım. Doktor gelene kadar sohbet etme imkanımız olmuştu. Kendisinin de Kastamonulu olduğunu, ailesinin Kastamonumuzun hatırlı tüccar ailelerinden birinin kızı olduğunu anlatmış, ortak tanıdıklar aramıştık.

Hemşire hanımın eşi İzmirli imiş.

Biz sohbet ederken, rütbeli bir asker eşi olduğunu tahmin ettiğim bir hanımefendi geldi odaya.

Onunla da sohbete başladılar.

O hanım, hemşire hanıma nerelisiniz diye sorunca, az önce benimle Kastamonu muhabbeti yapan hemşire hanım, benim yanımda İzmirliyim dedi..

Benzeri örnekleri yaşayan, yaşatan yüzlerce hemşehrimiz yok mudur?

Memleketini, kültürünü, tarihini,  medeniyet birikşmini, insan hazinesi ve kalitesini bilmeyen, sevmeyen hemşehrilerimiz “ben Kastamonuluyum” demiyor, diyemiyorsa, bu ses biraz büzüşse fena mı olur:)

Daha bitmedi..

İlkokuldan sonraki eğitim, öğretim hayatım neredeyse tamamen gurbet elde, yatılı okulkarda geçtiği için hamdolsun her şehirden, her yöreden dostlarımız var.

Dostlarımızla yaptığımız sohbetlerde konu Kastamonu’dan açılınca benim de çenem açılır.

Çok sevdiğim memleketimin bilinmesi gerektiğine inandığım tarih, coğrafi,  kültürel değerlerini yetiştirdiği insanları, ürettiği değerleri anlattıkça; Hadi canım, yuh artık, o kadar da değil. Siz de amma abartıyorsunuz ifadelerini defalarca duymuşumdur.

Şu da Kastamonulu, bu da, o da..

Âdetlerimizde şunlar,  yemeklerimizde bunlar, tarihimizde şunlar.. var var var..

Elhamdülillah, hakikaten var. Ama yazık ki, bu şehir hakkında içerde ve dışarda utanılacak kadar bir ilgisizlik, bilgisizlik, umursamazlık var.

Şu âlim, şu paşa Kastamonulu..

Şu hadise Kastamonuyla ilgili..

Şu Türkü, şu destan,  şu… Kastamonu’ya ait..

Bütün bunlara karşı, şaşkın bir bakış ve arkasından “bu anlattıklarınızın belgesi var mı? sorusu.

Hatta mesleği, işi araştırmacılık olan insanlar bile Kastamonu hakkında son derece tembel, ilgisiz, umursamaz ve doğal olarak bilgisiz. 

Bu bilgisizlik, kendilerinde mahcubiyet kaynağı olması gerekirken çoğu zaman cahil cesaretine vesile oluyor,  Kastamonu hakkında anlatılan her şeye,  her bilgiye “masal”, “efsane”, “hurafe”, oradan buradan araklama damgası vurma cesareti göstermelerine vesile oluyor.

Mesela Fatih’in annesi Hatice Alime Hüma Hatun Kastamonuludur, diyoruz,  belgesi var mı diyor adam.

Annesinin Sırp olduğunu iddia edenlere sorulmayan belge neden Kastamonuluya soruluyor? 

Çünkü her konuda önce onlar konuşmuş..

Her şehir reklamını, tanıtımını on yıllar önce yapmış, bitirmiş. Bizim olan pek çok şahıs, olay, kültürel değer, miras vb çoktan başkalarının zimmetine geçmiş..

Sen anlatınca bıyık altından gülüyor adamlar.

“bunlar da reklam derdinde. Başkalarına ait olan şeyleri kendilerine maletme derdindeler” diyor içinden yüzümüze karşı dümdük..

İnsanı çıldırtan bir hal..

Bu adamlar da “sesi büzüşesice”lerden bana göre..:)

Bu şehrin yönetiminde sözü olan,  etkisi ve yetkisi olan ama bu şehrin insanının Kastamonuluyum demediğini,  diyemediğini görüp çareler üretemeyen,  dert edinemeyen, aidiyet hissini kuvvetlendirecek, şehrin değerlerini gün yüzüne çıkartmak, değerlerine yeni yeni değerler katmak için projeler üretemeyen yazar, çizer, STK yetkilileri,  esnaf sanatkâr ve ticaret odaları,  eğitimciler, diyanet camiası vb kim varsa, bu konunun dışında, gerçek gündemden uzak sözler söylerken  onların da sesi büzüşsün..:))

Şaka yapıyorum elbette..

Son yıllarda şehrimize oldukça yoğun bir ziyaretçi akını var. Ancak, bu ziyaretçilerin büyük çoğunluğu Anadolunun pek çok şehrini gezmiş,  görmüş.. En son, “yahu bir de şu Kastamonu’yu görelim bakalım, ne var ne yok” diye gelen insanlar.

Kastamonuya gelen herkeste müthiş bir şaşkınlık, gizli, itiraf edilemeyen bir hayranlık oluştuğunu hep gördüm. “Biz bu şehri bilmiyormuşuz, bu kadar köklü,  derin bir tarihinin, kültür hazinesinin,  muazzam bir medeniyet birikiminin,  tarihi eserlerinin olabileceğini tahmin edemiyorduk..” gibi sözleri her defasında duymuşumdur. 

Tarihimizde, kültürümüzde derin izler bırakmış pek çok insanın ya kendisi, ya atası, babası, dedesi Kastamonuludur ya da kimliğini, kişiliğini oluşturma yolculuğu bir şekilde bu şehirden geçmiştir..

Meşhur “Şemsi Paşa pasajında dili büzüşesiceler” tekerlemesindeki Şemsi Paşa kimdir peki?

 Artık oraya gelelim.

Sözün seyrinden anlaşılmıştır elbette ama biz açık seçik ifade edelim; meşhur Şemsi Paşa da Kastamonuludur.

Hem de sıradan bir Kastamonulu değil,  Candaroğulları sarayının, hanedanının evlatlarından biridir.

Candaroğlu İsmail Bey’in kardeşi ve İsmal Bey”den sonra bir yıla yakın Candaroğulları Beyi olmuş Kızıl Ahmed Bey’in torunudur.

Baba tarafından Candaroğulları,  anne tarafından Osmanoğulları sarayının çocuğudur. Annesi İkinci Bayezıt Han’ın kızıdır.

Aynı zamanda, bazı tarihçiler kabul etmese de kendi ifadelerine göre nesli Halid Bin Velid’e dayanır.

Kanuni Sultan Süleyman döneminde Şam ve Sivas valilikleri, daha sonra Anadolu ve Rumeli Beylerbeyliği görevlerine getirilen Paşa, 

İkinci Selim döneminde vezirliğe terfi etti ve sultan musahibi oldu. Devşirme usulünün değiştirilmesinde önemli rol oynadı.. 

Osmanlının en ihtişamlı olduğu dönemlerde vefatından önce bir yıl kadar da sadrazamlık yapan Şemsi Ahmet Paşa iyi bir tarihçi,  şair ve yazar,  Padişahların bile sohbetine hayran oldukları, sohbeti çok tatlı biri.. Aynı zamanda avcılığı ve silahşörlüğü ile de tanınan biridir.

Üsküdar’da Şemsi Paşa Camîi ve medresesi dışında cami yakınında bir de kasır inşa ettirmiş, Bolu’da cami, darülhadis, dershane, çeşme ve köprü gibi bazı hayır eserleri yaptırmıştır. 

Son olarak Kuşkonmaz (Şemsi Ahmet Paşa) Camiinin hikayesini kısaca anlatarak bitirelim;

Rivayet odur ki, Sokullu Mehmet Paşa bir cami yaptırır. Ancak her caminin küçük dostları olan kuşlar bu camiye de sıklıkla uğrar, kirletirlermiş.

Şemsi Ahmet Paşa; “Sokullu, yaptırdığın camini kuşlar pislemiş” diye takılır,  zeki bir insan olan Sokullu ise “Gökyüzüne açık olan her yer kuşların pislemesine müsaittir” yanıtını verirmiş.

Efsane olarak adlandırılsa da, tarihi gerçeklere bakıldığında Sokullu’nun arkasında ikinci vezirdir o vakitlerde Şamsi Paşa. 

Şemsi Paşa’dan sonra üçüncü vezir olan  Piyale Paşa II. Selim’in kızı Gevher Sultanla evlenince, üçüncü vezirlikten ikince vezirliğe yükselir. Şemsi Paşa bu duruma sinirlenir ve Sokullu ile sert münakaşalara girer ve Sokullu tarafından vezirlikten uzaklaştırılır. Ancak kader Şemsi Paşaya güler, Piyale Paşa ölür. Ulemanın desteğiyle yeniden vezirliğe getirilir.

Sokullu Mehmet Paşa bir suikasta kurban giderek vefat edince, 1580 lere gelindiğinde III. Murad’ın sadrazamı olur. 

Şemsi Ahmet Paşa’da bütün Osmanlı devlet adamları, zenginleri gibi adının hayırla anılmasına, amel defterinin kapanmamasına vesile olacak bir cami ve külliye yaptırmak ister. Fakat şaka yollu da olsa Sokullu’ya ettiği o lafın altında kalmak istemez. Mimar Koca Sinan’ın kapısını çalar ve “Bana öyle bir cami yap ki üzerine kuşlar pislemesin” der. Mimar Sinan hemen araştırmaya koyulur ve camiyi Karadeniz ve Marmara’dan esen rüzgarların kesiştiği noktaya konumlandırır. 

Rüzgarın ters etkisi kuşların cami üzerine konmasını engelleyici bir etki yapar.

Buna ilaveten, rüzgarların minare içine girip, ürkütücü uğultular çıkartması da  kuşların ürküp cami üzerine konmalarını engelleyici bir etki oluşturduğu için camiye kuşlar uğramaz, dolayısıyle de kirletemezler.

Bir paşanın hayali, bir mimarın dehası…

Aklıma bir soru geldi;

Şemsi Ahmet Paşa camisini, bir zaman Kastamonu Eyaleti ya da Vilayeti’ne bağlanmış olan Üsküdar’a yaptırırken Kastamonu bağını hesaba katmış olabilir mi?

İlginizi Çekebilir

İktisada Dair Kısa Hatıralar

İktisad’a dair, Tahiri Mutlu Ağabeyin hizmetinde bulunmuş Mahmut İşgören Ağabeyden muhim notlar; Üstad ve ağabeylerden …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Yazarlar
Sosyal medya fıkhı, acilen! / Mustafa H. KURT

Fark edilen bir münkere (kötülüğe, harama) karşı önce "el ile" (kuvvetle-fiilen ki bunun devletin vazifesi …

Kapat