Ana Sayfa / Yazarlar / Sevmek / Eyyup AKSOY

Sevmek / Eyyup AKSOY

Eyyup AKSOY

SEVMEK

İnsanoğlu için en temel problem:

Sevmenin ne olduğunu bilmek, sevmeyi sevmek…

Sevgi anlayışımızı sadece “Yaratılanı severiz Yaratandan ötürü…” edebiyatını dillendirerek göstermemiz bizi kurtarır mı?

Seviyorum demekten çekinir, utanırız. Eğrilir, bükülürüz. Anne-baba evladının, evlat anne-babanın yanında sevgi ifade eden sözcükleri kullanmazlar, kullanmaktan kaçınırlar… Bilmem nice zaman geçmiştir, içimizde kaynayan bu güzel ve asil duyguyu yaşamayı, başkalarına yaşatmayı bir türlü beceremeyiz.

Çocuklar belli bir yaşa gelince, artık onlar çocuk değildir ve öyle uluorta sevilmezler. Sarılmayı, candan kucaklaşmayı terk edeli, unutalı, ne kadar oldu kim bilir? Her şeyin bir yaşı vardır, “raconu” vardır bizim töre hazretlerinin beynimizin kıvrımlarına işleyerek dikte ettiği şablonda… Aşamayız bir türlü, açılamayız, açıklayamayız; çünkü sevginin gerçekte ne olduğu, insanın yaratılış sebebinin “sevgi” olduğu bize öğretilmemiştir. Dille, davranış ile gösterilmemiş, tanıştırılmamışızdır. Kendisini göstermiş de, bakmamışız, görememişiz…

Çocukluğumuz “En çok kimi seviyorsun; anneni mi, babanı mı?”, sorgu kıskacında geçmiştir çünkü. Haydi, bakalım önce kime gelecek, diye açılan kollar arasında tercihe zorlanmışız, bencilce… Sevmeyi bırakmış, sevgililerimizle; mal, mülk, makam, maddi-fiziki güzelliklerimizle hangi özelliklerimizin neden sevildiğini düşünmeden, ne kadar çok sevenimiz olduğuyla övünmüşüzdür. Dur diyenlerimiz çıkmış olsa da; kapıldığımız ruh tufanında sahte sırça köşkler inşa etmişiz, içinde oraya buraya savrulmamıza aldırmadan…

Sevginin ne ifade ettiğini anlamak…

Yaşamayan anlamaz, anlamayan yaşatmaz…

Sevgiyi ilahi ve beşeri, diye kategorilere ayırmışız.

Farklı kaynaklardan verilmiş gibi…

Kimi, neyi, ne kadar?

Kime göre?

Kendi bakışımızdan anlamlar yüklemişiz sevgiye, verenin verme nedeninden habersiz… İnsanî zaaflarımızı örtbas etmek, kurmaya cüret ettiğimiz ben merkezli bir dünyanın yamuk yumuk temellerini sağlamlaştırmak için…

Sevginin insan ve evrenin varlık sebebi olduğunu anlamak ve anlatmak gerekir. Tüm varlığı birbirine perçinlenmişçesine kaynaştıran bir değer olduğunu…

Hiç solmayan, kirlenmeyen, masumiyetini hep koruyan, kendisini de aşıp kaynağına yükselten, yücelten ilahi bir tılsımdan başka bir şey olmadığını…

Bizim sevgi için değil, sevginin bizim için var olduğunu bilmek gerekir.

Sevginin varoluş sırrını çözmede bir pusula olduğunu…

Allah, Peygamber, ana-baba, vatan-millet, karşı cinse duyulan sevgi…

Sevmenin, onun için yaşamak değil, onunla birlikte/ O’nu yaşayabilmek olduğunu anlamak gerekir.

O’nu hissetmekle başlar, O’nu keşfetmekle beslenir, O’nu anlamakla yücelir olduğunu…

İnsanı sevmek, evreni, evrenin yaratıcısını sevmektir.

İnsanı sevmek, Allah’ı sevmektir.

Sevginin kaç çeşit olduğunu sorgulamak gereksiz bir çabadır.

Sevgi tekdir; çünkü “Tek” den gelmektedir. Sınıflandırılamaz; bir bütün olarak nakış nakış işlenmiştir tüm varlığa, ayrım yapılamaz…

Ana tekdir; gâvuru, ecnebisi, inananı olmaz…

Çocuk tekdir; karınca, kedi, köpek, bitki, çiçek, insan yavrusu ayrı ayrı düşünülemez. Hepsinin “Bir” ve “Tek” yaratıcısı vardır.

Rus veya koyu renkli, mümin veya ateist bir annenin çocuğuna hissettiği duygular arasında bir fark yoktur. Çünkü anne, Allah’ın “Rahim” sıfatına ayna olmuştur. O rahimdir… “Rahim” in eseridir.

Baba, her yerde babadır. Evine, çoluk çocuğuna ekmek götüren, kol kanat geren, yaslanılan direktir. Babamızla babası, babaları arasında bir fark yoktur…

Evren ve onun içinde bir nokta hükmündeki dünya tekdir. Sahibinin eseridir; güzel olanın sevgi mürekkebiyle “Cemal” ini, tüm sıfatlarını muhteşem bir işlemeyle, kendi varlığının gereği olarak türlü renk ve desenlerde sergilediği iç içe geçmiş bir bütün tablodur. Aralarında bir uyumsuzluk, çatışma yoktur. İrilikleri-ufaklılıkları, uzaklıkları-yakınlıkları, katılıkları-sıvılıkları… Her bir zıtlık gibi görünen farklılıkları birlik; biri birlerini çekmek, bütünleşmek içindir.

Ve insan, tekdir… Maddesi toprak, tabiattır. Hücrelerinin açılımı evrendir. Evrenin merkezi, merkez hücresi insandır… İnsan bir akordeon gibi açıldığında evren, kapatıldığında insan olur…  Ve insanın merkezi kalptir. Çukur aynalar zincirinin son halkasıdır kalp… İlahi bakışın odak noktasıdır.

O ilahi bakış, hayatın ta kendisidir. O bakışa ayna olmak, bilincinde olanlar için bir payedir. İnsan, bunu bilme ve anlama ile memurdur. Varlığının kıymeti, bu sırrı çözmedeki iradesine-seçimine bağlıdır. Bunu çözen, hayat bulur, hayat verir.

O bakış sevgidir.

İnsanın insana ve tüm varlıklara; annelerin çocuklarına, güneşin çiçek yapraklarına, çiğ tanelerine, yıldızlara kondurduğu busenin adıdır…

Öyle bir bakış ki, gündüz güneşle, gece ay ve yıldızlarla, tek tek ahenkle incitmeden düşen yağmur ve kar taneleriyle; annenin sıcacık sinesinde, babanın mertliğinde, yüreğine meltem kokuları taşıyan “sevgili”nin ceylan edasında okşayıp durmaktadır insanı…

Sen, ben, o… yok!

Hepsinin adı: Sevgi…

Ve insan sevecekse; tüm varlığı yaratılış hikmetince sevecek. Ayrım yaparak zulmetmeyecek. Birini diğerinin önüne geçirmeyecek; benimki seninki diye ayırmayacak.

İnsan sevmekten sorgulanacaktır, yargıçlıktan değil… Varlığını, varlığı bir arada tutan öze, harca ne kadar kattığı ile sorgulanacaktır. Kendi küçüklüğünü, kusurlarını göz ardı ederek, Allah adına insanları yargılama, ayrıştırma ve cezalandırma gibi bir görevi yoktur.

Seven insan, Mevlâna gibi: “Gel, gel aramıza katıl; biz Hakk’a gönül vermiş aşk insanlarıyız! Gel, gel bize katıl da sevgi kapısından içeriye giriver, giriver ve evimizde bizimle beraber otur… Gel birbirimizle içten konuşalım…(Gönüllerimizle sarmaş dolaş olalım da) kulaklardan, gözlerden gizli konuşalım. Güller gibi dudaksız ve sessiz gülüşelim… Tıpkı düşünce gibi dudaksız-dilsiz görüşelim… Mademki hepimiz biriz, birbirimize dilsiz-dudaksız gönülden seslenelim…  Mademki ellerimiz kenetli, gel bu hâlden bahisler açalım… El-ayak, gönül hareketlerini daha iyi anlar, öyle ise gel dilimizi tutalım, titreyen gönüllerimizle konuşalım…” der ve gönül dilinden bize ne denli sevgili olduğunu anlatmış olur.

 

Bakışınız sevgi ile sevgiliye dönük olsun…

Yazar : Eyyup AKSOY

1963 yılı Eylül ayında Sungu’da dünyaya geldi.
Üniversite eğitimini Bursa’da, yüksek lisansını Harran Üniversitesi'nde tamamladı. Ondokuz Mayıs Üniversitesinde başladığı doktora eğitimini yarım bıraktı.
Dokuz yıllık öğretmenlik ve idareciliğin ardından, sırasıyla Harran Üniversitesinde Eğitim Öğretim Planlamacılığı, Araştırma Uygulama Hastanesi Müdürlüğü, Araştırma Fonu Müdürlüğü, Fen Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Görevliliği, Akademik Bakış dergisinin yayın koordinatörlüğü görevlerinde bulundu. 28 Şubat sürecinde görevine son verildi.
Medikalcilik ve pazarlamacılık yaptı.
2000- 2001 yıllarında Bursa’da bir özel hastanenin kurucu müdürlüğünü yürüttü.
2001-2003 yılları arasında ortaklarıyla kurduğu Özel Eğitim ve Rehabilitasyon merkezinin şirket müdürlüğünü yaptı.
2003 yılı aralık ayında yeniden açıktan atama yoluyla öğretmenliğe geçti.
Halen Bursa’da öğretmenliğe devam etmektedir.
Yayınlanmış eserleri:
Bir Aşkın Analizi, Gençlik Yayınları, İstanbul 1997
Akşamla Söyleşi (Şiir) Ankara 20013
Eylül Sarısı(Roman), Uğur Tuna Yayınları 2014
Eylül Sarısı(Roman)2.Baskı, 3 Adam Yayınları 2015
Peydah (Roman), 3 Adam Yayınları 2016

Tüm Yazıları Göster

İlginizi Çekebilir

İktisada Dair Kısa Hatıralar

İktisad’a dair, Tahiri Mutlu Ağabeyin hizmetinde bulunmuş Mahmut İşgören Ağabeyden muhim notlar; Üstad ve ağabeylerden …

Daha fazla Yazarlar
Yürek Kategorize Olmaz / Yunus MÜREBBİ

K Ü R S Ü Yunus MÜREBBİ YÜREK KATEGORİZE OLMAZ! Bana, “Acını kategorize et” diyorlar… …

Kapat