Ana Sayfa / KASTAMONU / İz Bırakanlarımız / Şeyh Muhammed Şifâyî Dede Efendi
Fotoğrafı temsilîdir

Şeyh Muhammed Şifâyî Dede Efendi

ŞİFAYÎ, Şeyh Muhammed Şifâyî Efendi (d.1014/1605/1606-ö.1082/1083/Ocak-Şubat 1673)

Âlim, kazasker, Mevlevî şeyhi, Divan şâiri, müellif, şârih bir zât olan Dervîş Muhammed Şifâyî’nin doğum tarihi hakkında herhangi bir kaynakta bilgi verilmemektedir. Fakat Esrar Dede’nin tezkiresinde ölüm tarihi verilirken 68 yaşında olduğu bilgisinden hareket edilirse 1014 (1605/1606) yılı olarak kabul edilebilir. Tezkirelerin bildirdiğine göre Kastamonulu Hasan Efendi adında bir Mevlevînin oğludur. Şarihin doğum yeri ile ilgili Kastamonu ve İstanbul olarak kaynaklarda iki farklı şehir adı geçmektedir. Yalnız babasının kazaskerlik yaptığı ve Kastamonulu olduğu noktasında fikir birliği vardır. Esrar Dede ve Ali Enver, şarihin babası Hasan Efendi’nin büyük bir Mevlevî olduğunu ifade eder (Genç 2000: 254; Ali Enver 2010: 155).

Şifâyî Dede’nin eğitim ve memuriyet hayatı hakkında en geniş bilgiyi Esrar Dede verir. Bunun yanı sıra Rıza Tezkiresi’nde tezkirenin yazıldığı esnada Sultan Selim Medresesi’nde ders okutmakta olduğu ifade edilir (Zavotçu 2009: 186). Bu tezkirenin bitiş tarihi 1050/1640 olarak kaydedildiğine göre Derviş Muhammed’in, tezkirenin yazıldığı dönemde eğitimini tamamlayıp söz konusu medresede şeyhlik yaptığı söylenebilir. Esrar Dede Tezkiresi’nde şarihin özellikle çalışma hayatı hakkında geniş çaplı bilgi bulunmaktadır. Bu bilgiler 1060/1650 yılında Şam kadılığına getirilmesiyle kronolojik olarak izlenebiliyor. 1060 yılından öncesine ait bilgiler de mevcuttur, fakat aldığı görevlerin tarihleri bildirilmemiştir. Esrar Dede’nin bildirdiğine göre 1060 yılına kadar aldığı görevler şunlardır: Şeyh Şifâyî, ilim tahsilini tamamlayıp medrese aşamalarını geçtikten sonra “Medine-yi Münevvere” rütbesiyle İzmir, daha sonra da “Bursa” rütbesiyle Eyüp kadısı olmuştur. Babası Hasan Efendi’den ilim tahsili alan Cinci Hüseyin Efendi, Sultan İbrahim’in muallimi olduktan sonra devletin birçok mevkiini ele geçirmiş ve “İyilik yaptıklarının kötülüklerinden sakın.” sözü gereğince Şifâyî Dede’yi “Edirne” rütbesiyle Galata kadılığına göndermiştir. Daha sonra Mısır’a gönderip üç ay sonra oradaki görevinden de azlettirmiştir (Genç 2000: 254).

Bahâyî Efendi şeyhülislamlık makamına gelince Şifâyî Dede, 1060 yılında Şam kadılığına getirilmiş, kısa bir süre sonra azledilip Mısır’a gönderilmiştir. Şifâyî, tekrar Şam’a dönmüş ve Bahâyî Efendi’nin ikinci bir fetvasıyla İstanbul kadısı olmuştur. 1066 tarihinde Anadolu Kazaskerliği rütbesiyle İstanbul Efendisi olmuştur (Genç 2000: 254). Esrar Dede Şifâyî’nin İstanbul kadısı oluşuyla ilgili bir tarih vermezken Sicill-i Osmânî’de bu konuyla ilgili Şaban 1061 (Temmuz-Ağustos 1651) tarihi verilmiş ve aynı yılın Şevvâl’inde (Eylül-Ekim) azledildiği bildirilmiştir. Esrar Dede’nin tezkiresinde 1066 olarak gösterilen Anadolu Kazaskerliği, Mehmed Süreyya’nın eserinde 1068 yılının Muharrem ayı (Ekim 1657) olarak gösterilir (Mehmed Süreyya 1996: 1600).

Dervîş Muhammed’in bu görevde ne kadar kaldığı tam olarak belli değildir. Fakat Sicill-i Osmânî’de Anadolu Kazaskeri olduğu sene hacca niyetlendiği ve izin alarak dünyadan el çektiği ifade edilir. Daha sonra Konya’ya varıp çelebi efendiden el alır ve bütün varlığını satıp karısını boşayarak ibadetle meşgul olur (Mehmed Süreyya 1996: 1600). Tezkire-i Şuarâ-yı Mevleviye’de ise kazaskerlik rütbesine ulaştıktan sonra gönlünde fenafillâh arzusu ile hacca gitmek için devletten izin aldığı bildirilir ve herhangi bir tarih verilmez. Devletten izin aldıktan sonra Konya’ya gider. Orada Mevlânâ’nın,

Ey kavm-i behac kucâ refte kocâyîd kocâyîd

Dildâr derîncâst beyâyîd beyâyîd

“Ey hacca giden topluluk, nereye, nereye? Sevgili burada; geliniz, geliniz.”

beytini söyleyerek Pîr Hüseyin Efendi’ye intisap eder ve onun elinden Mevlevî külahını giyer. Devlet, Şifâyî Dede’yi geri çağırır, fakat o, Pîr Hüseyin Efendi yanındaki hizmetini tamamlayıp 1071 yılında Mısır Mevlevîhanesi’ne şeyh olarak gider (Genç 2000: 254-255).

Biz bu noktayı şarihin eserlerinde verdiği bilgilerden hareketle aydınlatmaya çalışacağız. Tespit edebildiğimiz eserlerinden ilki olan Şerh-i Şebistân-ı Hayâl’in mukaddimesinde gençlik döneminden ihtiyarlığına kadar meşayihin kitaplarını okuyup incelediğini bildirir (Şifâyî, Serez 2656: vr. 2a). İkinci olarak yazdığı Hediyetü’l-Fukarâ adlı eserinde hac müyesser olduktan sonra 1071 (1661) senesinde deniz yoluyla Mısır’a gittiği bilgisini verir (Şifâyî, 06MilYz A6026/1: vr. 1b). Şerh-i Mesnevî’de 1073 (1662/1663) tarihinde Mısır Mevlevîhanesi’nde bulunduğu ve Mesnevî nakliyle meşgul olduğu bilgisi yer alır (Şifâyî, Dârü’l-Mesnevî 209: vr. 1b). Bu bilgilere göre 1071 yılından önce hac ziyaretini bitirir ve 1071 yılında Mısır gider. Şarihin hayatının bu kısmıyla ilgili olarak eserlerinden elde ettiğimiz bilgilerle Esrar Dede’nin tezkiresindeki bilgilerin birbirine muvafık olduğu görülmektedir. Mesnevî Şerhi’nin mukaddimesinde bildirdiğine göre de hayatının sonuna kadar Mısır Mevlevîhanesi’nde Mesnevî nakliyle meşgul olup bu esere bir şerh yazmıştır.

Tezkire-i Şu’arâ-yı Mevleviyye’de şarihin gençliğiyle ilgili şu bilgi vardır: İbn Muhibbî adlı müverrih, Şifâyî’nin gençlik yıllarında zevk ve eğlence müptelası iken Abdülmecid-i Sivâsî’nin meclislerinde şeyhten hürmet gördüğünü bildirir. Şeyhin gösterdiği bu hürmete şaşanlara da Şifâyî’nin ileride ilahi feyizlerin kaynağı ve bu yolda parmakla gösterilen irfan mürşitlerinden olacağını söyler (Genç 2000: 255).

Ölüm tarihini Esrar Dede, Ali Enver, İsmail Belîğ, Nail Tuman 1082 olarak gösterirken Mehmed Süreyya Şevvâl 1083 (Ocak-Şubat 1673) olarak göstermektedir. Ölümünden sonra şarih, Mısır’da Kahire Mevlevîhanesi’ne defnedilmiştir.

ESERLERİ

Tezkirelerin âlim, fâzıl ve şair olarak bahsettiği Şifâyî’nin üç dilde şiir söyleme yeteneğine sahip olduğu belirtilmektedir. Türkçe münşeatının son derece güzel olduğu, Farsça ve Türkçe şiirlerinde Şifâyî mahlasını kullandığını Esrar Dede aktarır.

Yaptığımız araştırmalar neticesinde herhangi bir kütüphanede şarihin manzum bir eserine tesadüf edemedik. Fakat tezkirelerde şarihe ait olduğu ifade edilen şiir örnekleri verilmektedir. Ayrıca Esrar Dede’nin İbn Muhibbî’den aktardığına göre Şifâyî, Mısır’da Kadı Ömerü’l-Mağribiyyi’l-Mâlikî Câmi’u’s-Sagîr üzerine Mesâbîh adında bir şerh yazmış ve takriz için Muhammed Dede’ye arz etmiştir. Muhammed Dede de bunun üzerine Arapça bir takriz söylemiştir.

Muhammed Şifâyî’nin şairliğiyle ilgili bilgiler, şiir örnekleri ve tezkirelerde bahsedilenlerle sınırlıdır. Gerçi Tezkire-i Şu’arâ-yı Mevleviyye’de şarihin Türkçe nesrinin son derece güzel olduğu da bildirilmektedir. Fakat Türkçe nesriyle ilgili herhangi bir eser ismi zikredilmemiştir. Günümüzde ise özellikle Mesnevî şerhleri söz konusu olduğunda adından bahsedilen Şifâyî’nin, Mevlânâ’nın Mesnevî’sinin altı cildini şerh ettiği söylenmektedir (?). Bunun yanı sıra Şifâyî’nin üç farklı eserinin daha olduğu tespit edilmiştir: Şerh-i Şebistân-ı Hayâl, Hediyetü’l-FukarâHediye-yi Rahmet adlı eserler, Farsça yazılmış olup Şifâyî tarafından Türkçeye çevrilerek şerh edilmiştir.

  1. Şerh-i Şebistân-ı Hayâl

Şifâyî’nin tespit edilen eserleri içinde ilk yazılanıdır. Şeyh Yahyâ Fettâhî’nin Şebistân-ı Hayâl adlı eserini Türkçeye çevirip şerh etmiştir. Kendisinden önce bu eserin Sürûrî tarafından şerh edildiğini bildiren şarih, söz konusu şerhi birkaç yönden eleştirerek yeni bir şerh yazmaya niyetlendiğini anlatır. Buna göre Sürûrî, genişçe anlatılacak yerde kısa anlatımı, kısa anlatılacak yerde uzatma yolunu seçmiş ve şerhinde itimat edilen kaynakları kullanmamıştır. Dervîş Muhammed öncelikle Sürûrî’nin şerhini ıslah etmeyi düşünmüş, fakat rüyasında Fettâhî tarafından kitabı şerh etmekle görevlendirilince 23 Cemâziyelevvel 1070 Perşembe günü eserin şerhine başlamış ve yüz gün sonra 4 Ramazan 1070 Cuma günü eserini tamamlamıştır (Şifâyî, Serez 2656: vr. 1b-2a).

Muhammed Şifâyî’nin eseri Süleymaniye Kütüphanesi Serez 2656 numarada Şebistân-ı Hayâl Tercemesi adıyla kayıtlıdır. Eserin 1a sayfasında da “Şebistân-ı Hayâl Tercümesidir” ifadesi kayıtlıdır. Bu ifadelerden hareketle eserin bir tercüme olduğu düşünülebilir. Fakat Şifâyî, Sürûrî’nin yaptığı şerhin yetersizliği, eserin anlaşılmasının güçlüğü ve Fettâhî’nin eseri şerh etme görevini vermesi gibi sebeplerle Şebistân-ı Hayâl’i şerh etmeye niyetlendiğini belirtir. Bu münasebetle şarihin mukaddimede verdiği bilgiler ve eserin içeriği bunun bir tercüme değil, şerh olduğunu göstermektedir. Eser tevhit, naat, münacat, kitabın telifi ve bâbların tarifi, evvelki şairlerden bahseden bölümlerden sonra iman ve İslam, padişahlar ve yardımcıları, ilim, züht, ahlâk katları ve insan cinsleri, leziz şeyler, arzu olunan şeyler, faydalı şeyler başlıklarının bulunduğu sekiz bölümden oluşur. Söz konusu ana başlıklara ait görüşler de fasıllar vasıtasıyla dile getirilir.

  1. Hediyyetü’l-Fukarâ

Şârih bu eserini 1071 senesinde hac ziyaretinden sonra deniz yoluyla Mısır’a giderken yanında bulunan ve Farsça yazılmış iki Esmâ-yı Hüsnâ şerhini Türkçeye tercüme ederek oluşturmuştur. Eserin mukaddimesinde şarih, hem eseri neden yazdığını hem de eserin ismini bildirir: “1071 senesi hac müyesser olup deryâdan kadırga ile Mısır’a teveccüh itdükte yanımızda Fârisî iki Esmâ-yı Hüsnâ şerhi bulunup mütâlaa itdükte Fârisî bilmeyen ihvân-ı tarîkat ve yârân-ı hakîkate mütâlaası âsân olmak içün Türkîye tercüme idüp Hediyyetü’l-Fukarâ diyü tesmiye itdüm.” (Şifâyî, 06MilYz A6026/1: vr. 1b) Fakat elinde bulunan Farsça Esmâ-yı Hüsnâ şerhlerinin kime ait olduğuyla ilgili herhangi bir kayıt yoktur.

Muhammed Şifâyî, 1071 yılında başlayıp 1072 yılında tamamladığı esere “el-hitâm” ifadesiyle tarih düşürmüş ve bu ifadenin altına da söz konusu tarihi rakamla yazmıştır.

  1. Hediyye-yi Rahmet

Şifâyî Dede’nin yazdığı eserlerden biri de Hediyye-yi Rahmet adını taşımaktadır. Türkiye El Yazmaları’nda kayıtlı olan eser İngiltere Millî Kütüphanesi Türkçe Yazmaları bölümünde bulunmaktadır. Söz konusu eserin tanıtım fişinde konusunun “İslam dini, tasavvuf ve tarikatlar” olduğu yazılıdır. Eserin istinsah tarihi olarak da 1076 (1665) yılı gösterilmektedir. Söz konusu esere ulaşma imkânımız olmadığı için eser hakkında bildiklerimiz Türkiye El Yazmaları’nda verilen katalog bilgisiyle sınırlıdır.

  1. Eş-şerhu’l-Kitâbi’l-Mesneviyyi’l-Ma’neviyyi’l-Muhtasar

Şifâyî Muhammed Dede’nin Mesnevî Şerhi iki ciltten meydana gelmektedir. Bazı araştırmacılar Şifâyî’nin yaptığı Mesnevî Şerhi’ni, Mesnevî’nin tamamına yapılan şerhler arasında değerlendirmektedir (Güleç 2006: 141-142; Demirel 2007: 489; Güleç 2008: 146; Koçoğlu 2009: 9; Dağlar 2009: 48). Bunun yanı sıra kaynaklarda eserin, Mesnevî’nin ilk iki cildinin şerhi olduğu yönünde de bilgi vardır (Temizel 2009: 167). Türkiye kütüphanelerinde yapılan tarama sonucunda Şifâyî’ye ait bir adet Mesnevî Şerhi tespit edilebilmiştir. Söz konusu eser de Süleymaniye Kütüphanesi Dârü’l-Mesnevî 209 numarada kayıtlıdır. Burada bulunan eser toplamda 390 varak olup bunun ilk 238 varaklık kısmı Mesnevî’nin birinci cildinin, 240. varaktan sonrası da ikinci cildin şerhine ayrılmıştır. Bundan başka Mesnevî Şerhi’nin, Şifâyî adına kayıtlı başka bir nüshasına tesadüf edilememiştir. Fakat şarih, mukaddimede Mesnevî’yi muhtasar bir şekilde şerh ettiğini bildirmiştir ki buna göre eserin 3, 4, 5 ve 6. ciltlerinin var olma ihtimali göz önünde bulundurulmalıdır.

Mesnevî Şerhi’nin birinci cilt mukaddimesinde Mısır Mevlevîhânesi’nde iken kendisine Mesnevî naklinin sipariş edildiğini, Sürûrî’nin uzun hikâyelerle mevzuyu uzattığını, Ankaravî’nin de ayet ve hadislerle yaptığı şerhi uzun bulduğunu söyledikten sonra kürsüde nakledecek ve dinleyeni sıkmayacak derecede Mesnevî’yi muhtasar bir şekilde şerh ettiğini bildirir. Söz konusu şerhin 1073 (1662-1663) senesinde başladığı ve 1080 senesi Zilkâde’sinde (1670 Mart-Nisan) tamamlandığı kayıtlıdır. Muhammed Şifâyî, Dervîş Mustafa Ispartavî’nin 1080 yılında müsveddeleri temize çekmek istediğini belirtmiştir (Şifâyî, Dârü’l-Mesnevî 209: 1b). Buna göre aynı yıl müsveddelerin temize çekme işlemi başlamış (olmalı) ve eserin sonunda bildirilen tarihe göre birinci cildin temize çekme işlemi 1081 yılında tamamlanmıştır.

İkinci cildin başına, muhtemelen eseri temize çeken Dervîş Mustafa Hamîdî tarafından, Farsça bir mukaddime yazılmış ve bu mukaddimede Muhammed Şifâyî’nin diktesiyle ikinci cilde 23 Rebiülevvel 1080 Çarşamba günü başlandığı bildirilmiştir (Şifâyî, Dârü’l-Mesnevî 209: 239b). İkinci cildin sonunda eserin 18 Şaban 1083 Perşembe günü Mevlevî Dervîş Gulâmî yardımıyla tamamlandığı ve Mısır Mevlevîhânesi duacısı Dervîş Mustafa Hamîdî tarafından yazıldığı kayıtlıdır (Şifâyî, Dârü’l-Mesnevî 209: 388b).

Dervîş Muhammed Şifâyî, şerhinin mukaddimesinde de belirttiği gibi Mesnevî’yi çok uzatmadan, genişçe tercüme sayılabilecek ifadelerle şerh etmiştir. Fakat nüsha farklarından bahsettiği, tasavvufi yorumlarla salike nasihatlerde bulunduğu, beytin manasını daha iyi açıklamak istediği, konuyu ayet ve hadisler yardımıyla değerlendirdiği zaman beyitler için yapılan yorumların uzadığı gözlenmektedir. Bunun yanı sıra beyitlerin çoğunu sözü kısa tutarak geniş bir tercüme ve beyitlerdeki remizlerin karşılıklarını vermekle yetinmiştir. Bunun sonucu olarak da kürsüde nakledilecek ve dinleyeni sıkmayacak kadar kısaltılan, fakat yeri geldiğinde gerekli açıklamaların yapıldığı, meramın tam olarak anlatıldığı bir şerh meydana gelmiştir.

Eserlerinden Örnekler

Âh-ı pey-der-peyden oldı dil serâpâ muztarib

Bâd-ı sarsardan olur bîşübhe deryâ muztarib

Firkat-ı yârıla dil hûrşîdveş pür-ıztırâb

Mevce-yi girdâb-ı gamla hûrd u vâlâ muztarib

Genç, İlhan (Haz.) (2000). Tezkire-i Şuara-yı Mevleviyye. Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları.

Oldı dil mest-i şarâb-ı nigehün

Virdi mestâne cevâb-ı nigehün

Hânumân-ı dili berbâd itdi

Reviş-i hâneharâb-ı nigehün

Abdülkadiroğlu, Abdülkerim (haz.) (1999). İsmail Belîğ Nuhbetü’l-Âsâr Lizeyli Zübdeti’l-Eş’ar. Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları.

Kaynakça

Abdülkadiroğlu, Abdülkerim (haz.) (1999). İsmail Belîğ Nuhbetü’l-Âsâr Lizeyli Zübdeti’l-Eş’ar. Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları.

Akbayar, Nuri (Haz.) (1996). Mehmed Süreyya Sicill-i Osmânî. (Eski Yazıdan Aktaran: Seyit Ali Kahraman). C. 5. İstanbul: Eski Yazıdan Yeni Yazıya I Tarih Vakfı Yurt Yayınları 30.

Ali Enver Bey (2010). Mevlevî Şairler –Semâhâne-i Edeb-. İstanbul: İnsan Yayınları.

Altun, Kudret (Haz.) (1997). Tezkire-i Mucîb (İnceleme-Tenkidli Metin-Dizin-Sözlük). Ankara: Atatürk Yüksek Kurumu Atatürk Kültür Merkezi Yayını: 139 Tezkireler Dizisi:3.

Bursalı Mehmed Tâhir (1333). Osmanlı Müellifleri. İstanbul: Matbaa-yı Amire.

Çapan, Pervin (Haz.) (2005). Tezkire-i Safâyî (Nuhbetü’l-Âsâr Minfevâ’idi’l-Eş’âr). Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları.

Dağlar, Abdülkadir (2009). Şem’î Şem’ullâh Şerh-i Mesnevî (I. Cilt) (İnceleme-Tenkitli Metin-Sözlük). (Basılmamış Doktora Tezi). Kayseri: Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Demirel, Şener (2007). “Mevlânâ’nın Mesnevî’sinin Türkçe Şerhleri Üzerine Bir Literatür Çalışması”. TALİD (Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi). Eski Türk Edebiyatı Özel Sayısı. Cilt 5. Sayı, 10 GÜZ.

Dervîş Muhammed Şifâyî. Eş-şerhu’l-Kitâbi’l-Mesneviyyi’l-Ma’neviyyi’l-Muhtasar. C. 2. Süleymaniye Kütüphanesi Dârü’l-Mesnevî No.: 209.

Dervîş Muhammed Şifâyî. Hediyetü’l-Fukarâ. Millî Kütüphane Yazmalar Koleksiyonu Arşiv Numarası: 06MilYz A6026/1.

Dervîş Muhammed Şifâyî. Şerh-i Şebistân-ı Hayâl. Süleymaniye Kütüphanesi Serez No.: 2656.

Dervîş Muhammed Şifâyî; Eş-şerhu’l-Kitâbi’l-Mesneviyyi’l-Ma’neviyyi’l-Muhtasar, C. 1, Süleymaniye Kütüphanesi, Dârü’l-Mesnevî No.: 209.

Genç, İlhan (Haz.) (2000). Tezkire-i Şuara-yı Mevleviyye. Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları.

Gölpınarlı, Abdülbaki (2006). Mevlânâ’dan Sonra Mevlevîlik. İstanbul: İnkılâp Kitabevi.

Güleç, İsmail (2006). “Mevlana’nın Mesnevî’sinin Tamamına Yapılan Türkçe Şerhler”. İlmî Araştırmalar Dil ve Edebiyat İncelemeleri. 22 Güz 2006. s.135–154.

Güleç, İsmail (2008). Türk Edebiyatında Mesnevî Tercüme ve Şerhleri. 1. Baskı. İstanbul: Pan Yayıncılık.

Koçoğlu, Turgut (2009); Şem’î Şem’ullâh Şerh-i Mesnevî (II. Cilt) (İnceleme-Tenkitli Metin-Sözlük), (Yayımlanmamış Doktora Tezi), Kayseri: Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Kurnaz, Cemal- Tatçı, Mustafa (Haz.) (2001). Mehmet Nâil Tuman Tuhfe-i Nâilî. C. 2. Ankara: Bizim Büro Yayınları.

Özdemir, Mehmet (Haz.) (2016). Derviş Muhammed Şifâyî Mesnevî Şerhi. İstanbul: Doğu Kütüphanesi.

Sâkıb Dede, Sefîne-yi Nefîse-yi Mevleviyân, TBMM Kütüphane ve Arşiv Hizmetleri Bşk.

Temizel, Ali (1996). Mevlânâ ve Mevlevîlikle İlgili Eski Harfli Türkçe Eserler ve Müellifleri. (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi). Konya: Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doğu Dilleri ve Edebiyatları Anabilim Dalı Fars Dili ve Edebiyatı Bilim Dalı.

Temizel, Ali (2009). Mevlânâ Çevresindekiler, Mevlevîlik ve Eserleriyle İlgili Eski Harfli Türkçe Eserler. Konya: S. Ü. Mevlânâ Araştırma ve Uygulama Merkezi Yayınları. Yayın no: 4. Kaynak Eserler Serisi No: 3.

Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi Devirler/İsimler/Eserler/Terimler, (Yayım Kurulu: Ezel Erverdi, Mustafa Kutlu, İsmail Kara). C. 8. İstanbul: Dergâh Yayınları.

Zavotçu, Gencay (Haz.) (2009). Zehr-i Mârzâde Seyyid Mehmed Rızâ Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Tezkiresi. e-Kitap, Kültür Eserleri 3217, T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü. http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/TR,78470/zehr-i-mrzade-seyyid-mehmed-riza—tezkire-i-riza.html

Zorlu, Cem (2011). Sahîh Ahmed Dede Mecmûatü’t-Tevârîhi’l-Mevleviye (Mevlevîlerin Tarihi). 2. Baskı. İstanbul: İnsan Yayınları.

DR. MEHMET ÖZDEMİR
Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü

İlginizi Çekebilir

Abdulazizzâde İzzî Numan Efendi

İZZÎ, Abdulazîzzâde İzzî Nu’mân Efendi Divan şairi. (d.?/?-ö.16 Şaban 1225/13 Eylül 1810) Kastamonu’da doğdu. Doğum tarihi …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla İz Bırakanlarımız, Kastamonu Evliyaları Âlimleri
Kastamonulu Hâkî Efendi

HÂKÎ, Hâkî-i Kastamonî, Hâkî Efendi (d.?/?-ö.?/?) Divan şairi Kastamonuludur. Candaroğullarından İsmâîl Bey (beylik dönemi: 1443-1461) zamanında …

Kapat