Ana Sayfa / Yazarlar / Stefan Zweig ve Sure-i Fetih / Prof. Dr. Ahmet Nebil SOYER

Stefan Zweig ve Sure-i Fetih / Prof. Dr. Ahmet Nebil SOYER

Beğendiyseniz lütfen paylaşınız.

Zweig, İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar isimli deneme kitabında on iki tarihsel minyatür anlatır. Bunlardan biri Bizans’ın Fethi adını taşır, bizim İstanbul’un fethi dediğimiz olaydır. Harika bir girişle Sultan Mehmed’in tahta geçiş serüvenini anlatır.

5 Şubat 1451 günü Edirne’den yola çıkan bir ulak Sultan Murat’ın büyük oğlu 21 yaşındaki Manisa Sancak Bey’i Mehmet’e, babasının ölüm haberini getiriyor. Zeki olduğu kadar da hırslı olan bu genç şehzade, vezirlerine  ve danışmanlarına duyurmadan hemen en iyi atlarından birine atlıyor ve kamçıyı bastığı gibi, bu safkan atı yüz yirmi mil koşturarak soluğu Çanakkale boğazında alıyor. Daha sonra yoluna devam ederek, boğazı geçip Gelibolu’ya varıyor.

Babasının öldüğünü, kendisine bağlı adamlarına ancak burada söylüyor ve tahta karşı hak iddia edebilecek herkesi hiç zaman kaybetmeden ezip geçebilmek için seçme askerlerden bir birlik oluşturuyor ve Edirne’ye yürüyor. Ancak hiçbir direnişle karşılaşmadan Osmanlı İmparatorluğunun padişahı olarak tanınıyor”

Onun tahta çıkması Bizans’ı büyük endişelere garkeder. “Mehmet’in Türklerin sultanı olduğu haberi Bizans’ı dehşete düşürüyor. Çünkü Bizanslılar yüzlerce casus aracılığıyla bilmektedirler ki fetih ihtirasıyla yanıp tutuşan bu adam, dünyanın bir zamanki başkenti İstanbul’u ele geçirmek için ant içmiştir, gece gündüz demeden hayatının bu en büyük amacı iç in savaş planları yapmaktadır.

Yeni padişahın askeri ve politik konularda da engin bir bilgi birikimi ve yeteneği olduğunu Bizanslılar çok iyi bilmektedirler. Sezar’ı ve Romalıların yaşam öykülerini Latince özgün metninden okuyabilen bir bilim adamı ve sanatseverdir de”

“1452 Ağustos’unda Sultan Mehmet bütün ağalarını ve paşalarını çevresine toplar, onlara Bizans’a saldırıp İstanbul’u ele geçirmek istediğini açıkça söyler. Askerlerinin başına geçmiş olan Sultan,  çadırını kurmak için Lyda kapısına doğru tüm ihtişamıyla atını sürüyor. Ancak karargahının önünde sancağını dalgalandırmadan önce seccadesini yere sermelerini buyuruyor. Daha sonra ayakkabılarını çıkartıyor ve seccadenin üstüne geliyor, yüzünü Mekke’ye dönüyor ve üç rekat namaz kılıyor, arkasında ordusunun binlerce askeri de aynı hareketi aynı ritimle tekrarlayarak Sultanlarıyla dua edip namaz kılıyorlar. Allahlarından kendilerini güç ve zafer vermesini istiyorlar.

Bu eşsiz surlar çağın bilinen bütün silahlara adeta meydan okumaktaydılar. Birbirine parelel ve çift ve üç sıra duvarlardan oluşan bu surlar, o çağın ele geçirilmezliğinin gerçek bir simgesiydi. Bu surları ve sağlamlıklarını Sultan Mehmet herkesten daha iyi biliyor, geceleri gözlerine uyku girmediği anlarda ve düşlerinde, aylardan ve yıllardan beri düşünüp kafa yorduğu tek şey bu ele geçirilmez kenti nasıl alacağı bu yıkılması olanaksız surarı nasıl yıkacağıdır. O halde daha güçlü savaş teknolojisinde o zamana kadar bilinen toplardan daha uzun menzilli ve daha etkili topların dökülmesi gerekliliğidir.

Sultan’ın huzuruna  zamanın en deneyimli  ve zengin buluşlarıyla meşhur top döküncüsü Macar Urban getirildi. Şimdiye kadar hiç görülmemiş  büyüklükte  bir top dökmeye hazır olduğunu bildirir. Binlerce arabayla Edirne’ye demir cevheri taşınıyor. Üç ay süren zorlu bir çalışmayla ve gizlilik içinde  yürütülen sertleşme yöntemiyle sonunda kalıbı hazırlıyor. Dünyanın o zamana kadar tanımadığı top kalıptan çıkarılır. İlk deneme atışı yapılmadan önce Sultan Mehmet tellallarını kent içinde dolaştırarak hamile kadınları bundan haberdar eder. Yunan yazarlar buna taş atan makine derler.O eşsiz Odyssia destanını şimdi Türkler yazıyorlar, Bütün bir ulus, bütün bir ordu tam iki ay boyunca bu uzun boylu yaratıkları sürükleyerek Bizans’a taşıyor. Her arabaya elli çift öküz koşuluyor. Elli araba ustası ve marangozda tahta tekerlekleri değiştirmek ve payandaları sağlamlaştırmak, köprüler kurmak için sürekli iş başındadırlar. O canavar toplar ağızlarını açmış Bizans’a bakıyorlar.

Olmazı olur yapmanın Sultan Mehmet gibi hırslı ve üstün zekalı devlet adamlarının elinde olduğunu tarih bize göstermiştir. Savaş sırasında savaş kuralları ile alay eden sırası geldiğinde bilinen savaş yöntemlerinin yerine kendi buluşlarını uygulayan askeri dehalar , her zaman görülmüştür. İyice yağlanmış binlerce tekerlek harekete geçer, sayısız mandaların çektiği ve denizcilerin arkadan ittiği bu dev kızaklar üzerine yerleştirilmiş gemiler birbiri ardından Haliç’e inerler.

Hiç kimse onun planının farkında olamamıştır. Bir keresinde “Eğer sakalımın bir teli bile aklımdan geçenleri öğrenmiş olsaydı, onu hemen yolardım” demiş. Ertesi sabah uykularından uyanan Bizanslılar düş gördüklerini sanıyorlar. Gözlerini ovuşturuyorlar ve  bu harikulade işin nasıl gerçekleştirildiğini hayal edemiyorlar. Sultan Mehmed’in pençesi düşmanın boğazını artık iyice sıkmaktadır. Küçük klise politikaları ve dini kavgalar başarıyı getrimez karşılarında topyekün bir millet ve irade vardır.

Sultan Mehmet bütün paşalarını toplayarak bir savaş meclisi kuruyor. En büyük ve kesin saldırının Mayıs’a yapılmasına karar veriliyor. Önce bir dua günü düzenlenmesini buyuruyor. Yüz elli bin askerin ilkinden sonuna kadar hepsi de islam dininin emrettiği şartları yerine getiricekler, apdes alacaklar, namaz kılacaklar, üç kez büyük duayı ve sureyi okuyacaklardır. Söylenilen yerine getirilir. Sonra büyük hücum başlıyor. Şehir ele geçiriliyor. Sultan ikinci gün kente giriyor.Atını Bizans’ın parlayan güneşi Ayasofya’ya sürüyor. Mabede girmeden şükran duygusunu  ortaya koymak için atından iniyor alnını yere sürüp dua ediyor. Daha sonra yerden bir avuç toprak alıyor, başının üzerine serperek, kendisinin de ölümlü olduğunu kazanılan zafer ile böbürlenmemesi gerektiğini anımsatmak istiyor

Kulluk borcunu ödedikten sonra Ayasofya’ya giriyor. Klisede ilk namazını kılıyor. Ertesi gün klişenin Hristiyan işaretlerinin üzerine kapatılıyor, tepesindeki bin yıllık haç indiriliyor. Roma, Venedik ve Floransa ve bütün Hristiyan dünyası hezimeti yüreğinde yaşıyor. Bir tek saatin kaybettirdiği şeyi bin yıl geri getiremez.

Şimdi bir fetihle karşı karşıyayız; bizi istemeyen Batı, bütün yaygaralarını koparıp bu büyük milletin önüne her türlü engeli koyuyor. Türk siyasi tarihi, son yüz yıla yakın süreçte hep değerli insanların demokrasi düşmanı yasal gibi görünen kabadayılarla alaşağı edildiğini gösteriyor. Sandık bir bahane, halk bir kara kasketliler kalabalığı, işte bu halkın iradesi önündeki güçlerin artık yerlerini belirleme zamanı gelmiştir. Bu yüzden  herkes Fetih Suresini okumalı ve yeni bir fetih ve altın günleri temenni etmelidir Allah’tan …

Beğendiyseniz lütfen paylaşınız.

İlginizi Çekebilir

Otobüste Bir Sohbet

Üniversiteden şehire geliyordum ve bu arada da Münacaat-ül Kur’an okuyordum. Yanımdaki bir bayan öğrenci merak …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Yazarlar
Tüketiciler Haftasında İslâm Ekonomisinde Temiz Rızık ve Ürün / Prof. Dr. Orhan Küçük

Batıl(ı) ekonomi ürün derken insan ihtiyaçlarını karşılayan her türlü mal ve hizmeti anlamakta, bu konuda …

Kapat