Ana Sayfa / Yazarlar / Şükür ve harcanmış yıllarımız / Mustafa H. KURT

Şükür ve harcanmış yıllarımız / Mustafa H. KURT

BİR BİLİNÇ düzeyi olarak ‘farkındalık’, çözüm için atılacak en önemli adımlarından birini ifade eder kuşkusuz. Öyle ki, şayet “teşhis tedavinin yarısı” ise, sorunun farkına varmak ve ‘bir hastalığım var’ diyebilmek de o teşhisin külliyetli bir kısmına denk gelmektedir.

Öyle ya, mesela sahip olduğu sapkın fikirlerin ya da sürdüğü batıl yaşantının hakikatte neye karşılık geldiğine dair herhangi bir derdi bile olmayan bir insanın sergilediği “teşhis zafiyeti”, benzer durumda olup da “durumunu birazcık da olsa fark edebilen” kişilerin kıymetini öyle güzel gösterir ki vicdanlara!.

Zira ancak bu ikinci haldir ki, bununla çok önemli bir “kritik eşik” aşılmış ve zahirî sebeplere göre o insan hakkındaki umutlar korunmuş olurlar hala. Çünkü böylelikle, “Ama canım bu devirde de olur mu artık böyle şeyler?” deme yerine, örneğin, “Onlar dinini ne güzel yaşamış, ama nerde bende o irade?” denilmiş olacaktır ‘en azından’.

Hatta bu yolla belki de: “Bırakın artık bunları, önemli olan iç güzelliktir, mutlu olabilmektir” denilmeyecek; “Huzur dinin güzelliklerinde gerçekten de, bir gün ben de başlamak istiyorum aslında..” denebilecektir bir ümitle.

Kısacası, bu ikinci durumda ehl-i sünnete göre “küfür eşiği” aşılmış ve kişi günahkâr da olsa imana dair şubelerden birinde yer bulmuş olacaktır kendisine.. O halde, söz konusu olan da böylesi bir ‘kritik eşik’ ise eğer; küfre nispeten en alt şubelerinde de olsa bir imana sahip olabilmek, elbette ki çok çok yüce bir nimet, bir erdem ve bir ihsandır o insan adına.

Kaskatı ve kararmış kalpleriyle aslında kalpsiz yaşadıklarının da farkında olamayanların yanında; hala pişmanlıklar yaşayan, mukaddesata karşı hala hürmet duyan ve en önemlisi, kalpleri henüz tam olarak kararmamışlardır zira burada söz konusu olan.  

Yani “ecel seni bulduğu anda hangi hal üzere olmak istersin?” sorusunda hala titreyebilecek kalpler.

Ve küstürülmemesi, “frekansı yakalanarak” muhatap alınması gereken kalpler!.

İşte kalbi bu hallerde kıvranan insanların içinde bulundukları bu özel vaziyeti ve bu vaziyetin onları sürüklediği acı hissiyatı ise, sanırım en iyi, geçmişinde benzer haller yaşamış olanlarımız anlayacaklardır en çok da. Zira o uçurumlardan kurtularak iman selametine talip olmanın önünde hangi sarp yokuşların, hangi karanlık patikaların ve ne türden ‘cazip’ kuyuların beklediğini, en iyi öylelerimiz bilecektir illa da!..   

O halde “mümin vicdanının” da gerektirdiği üzere; istikametli bir hayata doğru ilk adımını atamayan ve hala kahredici vaziyetler içinde yaşayan kimselere karşı aceleyle ve ‘toptan reddedici’ bir hükümle bakmaya hakkımız yoktur asla. 

Böyle bir basitliğin ve basîretsizliğin kime ne faydası olabilecektir ki hem?.

Bunun yerine, -belki en başta kendimiz de dahil olmak üzere- kimi müminlerin de geçmişte benzer çevrelere birer ferd olduklarını hatırlamamız çok daha hayırlı olacaktır. Üstelik bir an durup düşünsek, hayat hikâyelerinde böylesi ‘kahredici devirleri’ olup da, şimdi o günahlara tövbe etme ihsanına erişmiş hangi müminler, hangi güzel insanlar gelecektir belki de aklımıza. 

Bu da etkili olmazsa eğer, dönüp bir daha sormak gerekir belki kendi vicdanımıza, “bu konuda ben ‘ilk taşı atabilme’ ehliyetinde miyim acaba?” diyerek…

Fakat şu da var ki; günahlarla dolu eski hayat sahnelerinden yükselen umutsuzluk adlı o pis koku, zaman zaman hayli ciddi sendelemeler yaşatabilir insana.. Veya kimi zaman da “Ne idin-ne oldun?”, “Biz senin mazini de biliriz..” gibi fitnelerle yahut sonucu önceden tespitli samimiyet testleriyle ciddi kırılmalar-üzüntüler de nefesimizi boğabilir bir anda. 

İşte tam da böylesi durumlarda daha bir önemle hatırlamamız gerekir ki, bütün bunlar, gaflete-dalalete sebep olabilecek birer “fitneden” başka bir şey değildirler aslında!.Dolayısıyla böylesi sınamalara da layık olduklarından öte bir ehemmiyet vermeden, bu durumu bile şöylece bir hayrı ifa için kullanmaya çalışabiliriz mesela: Sözgelimi, benzer haller yaşayanlar için bizzat kendi örnekliğimizi bir lisan kılmak ve de nice şerlerin, umutsuzlukların terk edilebileceğine birinci elden bir örneklik sağlamak!

O halde, harcanmış yılların pişmanlığıyla şimdi durup durup da “keşke şu zamana, şu yaşıma dönebilseydim” diye zihnen ve hayalen hep mazide yaşamak yerine; aslında şimdi bu pişmanlığı yaşayabilmenin dahi ne denli büyük bir devlet olduğunu hiç çıkarmamak gerekiyor aklımızdan. 

Hem ‘o zamanları’ her hatırlayışımızda daha bir ısrarla sormak gerekiyor belki kendimizden: “Ya bir de, bu can kuşunu tam da günahlarla kararttığımız öyle bir dönemde teslim etmek zorunda kalsaydık Sahibi’ne, nice olurdu halimiz işte o zaman?” diye!. (Zira böyle bir sorgu, hem geleceğimizdeki hiç bir devri karartmama azmimizi, hem de geçmiş ‘karanlıklara’ yönelik tiksintimizi daha da perçinleyecektir inşaallah.)

Kısacası, tıpkı ümitsizlik gibi, fahre, gurura ve kibre de düşmeden, ‘yitik yıllarımızdan’ hem kendimiz hem de buna illa da şu an ihtiyaç duyanlarımız için nice dersler çıkarabileceğimizi unutmamalı asla. Ve tüm eksikliklerimize-hatalarımıza rağmen, şimdi edinebildiğimiz ‘en küçük’ bir manevî duyarlılığı dahi bir nimet bilerek, Bediüzzaman Hz.nin de tavsiyesiyle: Elhamdülillahi ala din-il’İslami ve kemal-il’İman deyip, şükretmeli her zaman!.

Böyle bir “nimetten” dolayı hep, her zaman, daima ve illâ şükretmeli ki hem, ‘şükür nimeti ziyadeleştirsin’ hiç durmadan…

Yazar : Mustafa H. KURT

Mustafa H. Kurt: 1974 yılında Gaziantep'te doğdu. Cumhuriyet Lisesi (1992) ve Gaziantep Üniversitesi Tarih bölümünden mezun oldu (2000). Türkiye’de ve Almanya’da eğitimcilik yanında farklı iş kollarında çalıştı. Yazarımız, kastamonur.com yanında hâlihazırda çeşitli dergi ve haber sitelerinde yazıyor.

Tüm Yazıları Göster

İlginizi Çekebilir

Osmanlı-Malay Dünyası Münasebetleri ve Uzakdoğu’da Halifenin İzleri-1

Sultan Abdulhamid-i Sani ile Moro Müslümanları 2003 senesinde ilk defa Filipinler Manila’ye gelmiştik. İki sene …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Yazarlar
FETÖ İhaneti ve Cemaatler / Vehbi KARA

FETÖ örgütü İslam âlemini boğmak ve özellikle de Türkiye’de gelişen hamiyetli insanların önünü kesmek için …

Kapat