Ana Sayfa / Yazarlar / ‘Tarifsiz grup!’ / Mustafa H. KURT

‘Tarifsiz grup!’ / Mustafa H. KURT

Beğendiyseniz lütfen paylaşınız.

Berat gecemiz mübarek olsun, dualarımızın kapsamı geniş, faydası bol ve unuttuğumuz her derdimizin, her dostumuzun, tanıdık-tanımadık her muhtacın hissedar olabileceği berekette olsun inşaallah.. Elimizde dua gibi bir merhem, bir silah, bir sığınak varken; bu dua bayramında dualarımıza dahil olması sanırım herkesin menfaatine olacak şu aşağıdaki grup için dahi dua edebilsek ne iyi olurdu..

‘Tarifsiz grup!’

Çoğu zaman birbirleri yerine kullanılsalar da aslında görmek, bilmek, anlamak hele muhakeme edebilmek gibi mümtaz yetenekler birbirinden ayrı algı, fark, bilgi, şuur ve idrak seviyelerini ifade ederler. Bilmek muhakeme edebilmek değildir örneğin, belki ideal bir muhakemenin ön şartıdır ancak. Bundan olacak, insan herhangi bir konu hakkında yetersiz bilgiye sahip olmasına rağmen bazen o konu üzerine bir değerlendirmede bulunabilir, bir muhakeme yürütebilir. Ne var ki bu türden bir değerlendirmeye girişenler, bununla bilgiden çok “kanaat” ifade ettiklerinin, dolayısıyla o konudaki bilgisizliklerinin de farkındadırlar genellikle. Bu nedenle, yani o konuda bilgisizliğinin farkında olması sayesinde, böylesi insanlara yeterli bilgi ve delille işin doğrusunu anlatmak ve belki daha da önemlisi “ilimsiz muhakemenin” insan için ne kadar sakıncalı bir yönlendirici olabileceğini izah etmek çoğu zaman mümkündür. 

Fakat konu hakkında ‘tamamen boş olmadığı’ halde sahip olduğu bilgisini yetersiz bir değerlendirmeyle veya zayıf, hatta yanlış bir muhakemeyle kullananlarda ise, durum vahimdir maalesef.. Zira bunlar bu halleriyle muhakemesiz bilmenin bilmek olamayacağını bilemedikleri gibi; hem tek başına ‘ham bilginin’ rehber edinilmesiyle doğabilecek arızalardan habersiz, hem de “ben biliyorum” denilen o yaman vartayla hemhâldırlar çoğu zaman. İşte bu yüzden de böylesi kişilerin başkalarından bir şeyler alabilmeleri hayli nadirattandır maalesef.

İşte, muhakeme gücü bilgi seviyesinin çok gerisinde olan ve de bilgisine güveni onu hem daha sağlıklı bir “bilmek nimetinden”, hem de makul muhakeme sahiplerinin görüşlerinden alıkoyan bu ikinci grup hakkında şu ibretli örneğe -özellikle de bu günlerde- göz atmak sanırım yerinde olacaktır: Mesela ehl-i ilim arasında farklı yorumlanabilmiş bazı nakilleri (bilgiyi) ümmetin teveccühüne mazhar olmuş sıhhatli dimağların muhakemesine başvurmadan anlamaya, hele de yaşamaya kalkışmak, günün sonunda insanlığı “muhakemesiz bir ilmin, ilimsiz bir muhakemeden daha az zararlı olmadığını” doğrulatacak bir örnekle daha yüz yüze bırakmak demek olacaktır.

Bu meyanda, insanların siyasî tercihleri söz konusu olduğunda en çok da sosyal ve güncel medya dipnotlu ‘derin bilgilerine’ dayanarak değerlendirmeler, analizler, oyun bozmalar sergileyen pek yaygın/tanıdık bir insan grubu daha var ki; bunlar hakkında popüler tabirle ‘tam kahrolmalık’ denilse yeridir! Zira ne “muhakemesiz ilim”, ne de “ilimsiz muhakeme” tasnifine örnek verilemeyecek bu tarifi zor grup; ilim, bilgi, idrak ya da muhakemeyle değil, sanırım daha çok klinikle ilgili bir tasnifin alanına girmeyi hak etmektedirler! Öyle ki, bunlar söz konusu olduğunda ortada yetersiz düzeyde de olsa makul bir bilmekten, bilgiden ve ilimden söz etmek mümkün değildir! Tam aksine, sahip oldukları şey varsa yoksa sosyal medya trollerinden veya siyasi fanatizm düşkünlerinden patentli yalan, çarpıtma, iftira, linç, dezenformasyon gibi vicdan ve izan fukarası söz, yorum, yazı, resim vesaireden ibarettir.. Daha da fenası ise, kanaatimce bu grup ne izah ile ne de belgeyle ikna veya ilzam edilemeyecek bir güruhtur da aynı zamanda. (Çünkü anlamak, bilmek, dinlemek, şuurlanmak gibi bir tasaları bulunmamaktadır.) Bu zevat, işte öyle fecaat bir vaziyeti temsil etmektedir ne yazık ki! Tabi bu vaziyetlerinden ötürü de bunları muhatap almak (pek çok kez şahit olunduğu üzere) yersiz, faydasız ve bir o kadar da yıpratıcı bir uğraştır normal insanlar için.

O halde ne mi yapmalı? Bu izan, vicdan, bilgi, muhakeme ve ahlak fukaralarını muhatap almayıp da hakkın ve hakikatin hatırını savunmaktan geri mi durmalı? Elbette hayır.. Bunlara karşı en uygun mücadele ve kelam etme metodunu kısaca şöyle formüle edebiliriz belki: “Doğruları usulünce ve üslubunca ifade etmeye sabırla devam etmek!”…

Ve bir de dua elbette.. Bizce en ümitsiz vak’alardan bile örnek hidayet tablolarının resmedilebildiği insanlık tarihi, bize duanın her zaman, her imkansızlıkta, hele ille de ümitsizlik belasında mutlaka öncelememiz gereken bir “derman” olduğunu da hatırlatmakta çünkü.

O halde, Mevla o gruptan iflahı mümkün olanları aydınlığa çıkarsın; bizleri doğrulardan eylesin; doğrunun ve haklının sabrını, metanetini, dirayetini artırsın … (amin).

Yazar : Mustafa H. KURT

Mustafa H. Kurt: 1974 yılında Gaziantep'te doğdu. Cumhuriyet Lisesi (1992) ve Gaziantep Üniversitesi Tarih bölümünden mezun oldu (2000). Türkiye’de ve Almanya’da eğitimcilik yanında farklı iş kollarında çalıştı. Yazarımız, kastamonur.com yanında hâlihazırda çeşitli dergi ve haber sitelerinde yazıyor.

Tüm Yazıları Göster
Beğendiyseniz lütfen paylaşınız.

İlginizi Çekebilir

Risale-i Nur’un verdiği zevk ve şevk ve iman ve iz’ânın kuvvetli olmasının sebebi nedir?

“Evliya divanlarını ve ulemanın kitaplarını çok mütalâa eden bir kısım zâtlar taraflarından soruldu: “Risaletü’n-Nur’un verdiği …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Yazarlar
Berat Gecesinde Affedilmeyecek İnsanlar / Dr. Vehbi Karakaş

"Şühûr-i selâse" denilen "üç aylar"ın ikincisi de Şaban ayıdır. Bilindiği gibi, üç ayların ilki Receb, …

Kapat