Ana Sayfa / Yazarlar / ‘Terk Edilen Avantaj’

‘Terk Edilen Avantaj’

“..her menzilden, her tabakadan, her âlemden, her taifeden, her ferdden, herşeyden, kendini gösterecek yâni vücudunu ve vahdetini bildirecek pencereler açmış.” (Risale-i Nur’dan)

Beş duyu organıyla yaratıldığımız şu hayatta bizden bu beş duyu organıyla ‘görüp-duyulamayacak’ hakikatlere iman etmemizin beklenmesi, kimilerinin iddia ettiği gibi bir çelişki ya da haksızlık değildir -haşa-. Çünkü unutmamalı ki bizler insanız ve insan ise, görüp kavrayabildiği şeyler üzerinde sergilenen sanat, ilim, kudret ve denge gibi açık delillere bakarak “görebildiklerini göremediklerine delil kılabilecek” kalitede his, idrak ve yeteneklerle yaratılmış bir türdür!

Üstelik o beş duyu organı (hem de bazen bizdekilerden çok daha kaliteli halleriyle) hayvanlarda da bulunur; ama bu, yani sadece “bakmak ve görmek yeteneği”, malumdur ki onları imanla mükellef kılmaz..  Dolayısıyla, iman hakikatlerine yönelik sonsuz delillerin sergilendiği şu kâinatta o delillerle kurulacak sadece “bakıp görmek” yollu bir muhataplık, insanı tarif edemez bir davranış kalıbı olacaktır. Halbuki bakıp gördükten sonra algılamak, idrak etmek ve sonra da o idrakini şuur ve muhakemeyle beslemek gibi yeteneklere sahip olmak, insan olmanın en bariz özelliklerindedir. Ve insandaki bu özellikler de, onu kâinattaki sonsuz deliller karşısında “idrak için muhatap” kılar. Yani o delillerle sadece  “bakıp görmek şeklindeki muhataplık”, insanın bu yüksek mertebesini indirmek ve onu insan dışındaki canlılardan saymak olacaktır.

Öyle değil midir? Mesela ne insandakinden çok daha keskin bir göze sahip olan kartal, ne de koku alma yeteneği insandan çok daha ileri olan köpek, (kâinatı böylece insandan çok daha iyi “bakıp görebilmelerine” rağmen) kâinata insanın olduğu şekliyle muhatap olamayacak, yani sonsuz imanî deliller karşısında “sadece bakıp görmek” şeklindeki muhataplıklarına devam edeceklerdir..

İşte bu gerçeklik karşısında denilebilir ki; şu kâinatta, sadece bakıp görecek yeteneklerimizle yetiniyormuşuz gibi yaşamamız bizi iman ve taat gibi vazifelerimizde sonsuz sıkıntılara iletecek ve bu vazifeleri yerine getirmenin en önemli anahtarlarından olan idrak, şuur, tefekkür, taakkul gibi “avantajları” kendi elimizle terk etmemiz gibi acınası bir hâli ifade edecektir.

Kısacası biz, ‘göremediğimiz şeylere iman etmemiz isteniyor’ gibi umutsuzluk ve sitemlerden ancak “insana has yeteneklerimizi de” kullandığımız zaman kurtulabiliriz. Ve hatta bu gayretimize mükafat olarak o vakit  belki  biz de ehl-i idrak gibi: “görebildiklerimiz, göremediğimiz hakikatleri izah ve ispat etmekte” diyebiliriz…

Yazar : Mustafa H. KURT

Mustafa H. Kurt: 1974 yılında Gaziantep'te doğdu. Cumhuriyet Lisesi (1992) ve Gaziantep Üniversitesi Tarih bölümünden mezun oldu (2000). Türkiye’de ve Almanya’da eğitimcilik yanında farklı iş kollarında çalıştı. Yazarımız, kastamonur.com yanında hâlihazırda çeşitli dergi ve haber sitelerinde yazıyor.

Tüm Yazıları Göster

İlginizi Çekebilir

Bediüzzaman’ın Estetik Dünyası – III

Önceki bölüm Tasvir Bediüzzaman’ın üslübunun canlı olmasının nedenlerinden biri de tasvirleridir. Edebiyatta tasvir yapan şahıs …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Yazarlar
Hayâsızlığın kısa tarihi

Dünya sapıklarının Ramazan ayında, bizim topraklarımızda, gözümüzün içine baka baka sergiledikleri hayâsızlıklar, bizi çok gecikmiş …

Kapat