Ana Sayfa / Yazarlar / Ülfeti Kaldıran ve İman Kurtaran Eser

Ülfeti Kaldıran ve İman Kurtaran Eser

Bunu paylaşınız

İ’lem Eyyühel-Aziz! İnsanları fikren dalalete atan sebeblerden biri; ülfeti, ilim telakki etmeleridir. Yani melufları olan şeyleri kendilerince malûm bilirler. Hattâ ülfet dolayısıyla âdiyata teemmül edip ehemmiyet vermezler. Halbuki ülfetlerinden dolayı malûm zannettikleri o âdi şeyler, birer hârika ve birer mu’cize-i kudret oldukları halde, ülfet saikasıyla onları teemmüle, dikkate almıyorlar; tâ onların fevkinde olan tecelliyat-ı seyyaleye im’an-ı nazar edebilsinler.

Ülfet kısaca, alışma, alışkanlık, tanışıklık gibi manaya gelmekte. Kainattaki her şey hakikatta birer mucize olduğu halde, devamlı gördüğümüz için, bizden evvelde aynı haller olduğunu bildiğimiz halde, o mucizeler, normalleşerek aklımızın, gözümüzün önünde gözükmüyor.

Mesela: Bir inekten süt yerine çikolata aksa, bu hadise gazete ve televizyonlarda günlerce manşet olur. Mucize, mucize inekten çikolata akıyor, diye hayret edilir. Herkes ondan bahseder. O inek, çikolata vermeye devam etse, bir müddet sonra insanlar ona bir isim takar. Çikolatalı inek der. Bir daha hayret etmezler. Çünki bu inek zaten çikolata verir.

Veya bir ağaç, meyve olarak tavuk verse, gazete ve televizyonlarda günlerce manşet olur. Mucize, mucize agaçtan tavuk çıktı, denilir. Devamlı tavuk vermeye devam etse, Tavuk ağacı deyip, normalleşir. Çünki, tavuk ağacından tavuk çıkar.

Halbuki, inekten çikolata çıksa mucize olduğu gibi süt çıkması da mucizedir. Ağaçtan tavuk çıkması mucize olduğu gibi, elma çıkması da mucizedir. Fakat ülfet ve alışkanlık, bu büyük mucizeleri gizliyor. Fikren insanı hakikat yolundan çıkarıyor. Yani, mucizeyi görmemek, mucizelere değer ve kıymet vermemek, nimet olduğunu anlayamamak, onlardaki rahmet ve şefkati görememek, vereni tanıyamamak, sevme derecelerinde noksaniyete sebep olur.

Nimeti göremeyen, Mün’imi nasıl tanıyacak ve sevecek?

Eğer ülfeti aradan kaldırabilirsek, eşya bizi önce faile, sonra isime ve isimlere, sonra sıfata ve sıfatlara, sonra şuunata ve nihayette Zat’a çıkaran bir ayna oluyor ve bizi miraca çıkaran bir burak oluyor.

Sahabe bahsindeki şu ifadeler çok mühim:

Evet Kur’an-ı Hakîm’in envârıyla hasıl olan o inkılab-ı azîm-i içtimaîde, ezdad birbirinden çıkıp ayrılırken; şerler bütün tevabiiyle, zulümatıyla ve teferruatıyla ve hayır ve kemalât bütün envârıyla ve netaiciyle karşı karşıya gelip, bir vaziyette ve müheyyic bir zamanda, her zikir ve tesbih, bütün manasının tabakatını turfanda ve taravetli ve taze ve genç bir surette ifade ettiği gibi; o inkılab-ı azîmin tarrakası altında olan insanların bütün hissiyatını, letaif-i maneviyesini uyandırmış; hattâ vehim ve hayal ve sır gibi duygular hüşyar ve müteyakkız bir surette o zikir, o tesbihlerdeki müteaddid manaları kendi zevklerine göre alır, emer.

İşte şu hikmete binaen bütün hissiyatları uyanık ve letaifleri hüşyar olan sahabeler, envâr-ı imaniye ve tesbihiyeyi câmi’ olan kelimat-ı mübarekeyi dedikleri vakit, kelimenin bütün manasıyla söyler ve bütün letaifiyle hisse alırlardı.

Halbuki o infilâk ve inkılabdan sonra, gitgide letaif uykuya ve havas o hakaik noktasında gaflete düşüp, o kelimat-ı mübareke, meyveler gibi gitgide, ülfet perdesiyle letafetini ve taravetini kaybeder. Âdeta sathîlik havasıyla kuruyor gibi, az bir yaşlık kalıyor ki; kuvvetli, tefekkürî bir ameliyatla, ancak evvelki hali iade edilebilir.

Evvela: Nurları okumak; ülfet, gaflet, dalalet nev’inden her türlü menfi hallerden kurtuluşun başlangıcıdır. Her Nurlara teveccühümüz bizleri kesretten vahdete, fenadan bekaya, sanattan sanatkara, nimetten nimeti verene çeviriyor. Her okuyuşumuz ruh, kalb ve akıl gibi letaiflerimizi dolduruyor.

Nurları okuma ile fiili duamızı yapmaya başlıyoruz. Yenilen bir şeyin bile bir anda hazmı olmaz. Zaman lazımdır. Her okuma hazmı kolaylaştırır.

Dünya ve Ahiret işlerinin hepsi için geçerli kaidelerden biri: Öğrenmenin ve tatbikatın yolu tekrardan geçiyor. Her tekrar o meseleleri içimize yerleştiriyor. Çok tekrar o meseleyi meleke haline getiriyor. Müessise tesis için tekrar lazımdır.

Okumalar gelişince, okuduklarımızla kainat arasında bir bağlantı kurmaya çalışmalıyız. Yani teoriki pratike çevirmek. Mesela: Yağmur veya kar yağıyor. Hemen Nurlardaki yağmur ve kar ile alakalı bahisleri açıp, tatbikat yapmak. Gece yıldızlarla alakalı bahsi, yıldızlara bakarak okumak. Kıra çıktığımızda ağaçlar, çiçeklerle alakalı bahisleri okumak gibi. Bu tatbikatlarımız devam ettikçe, elimizde yanımızda kitap olmadığı zamanlarda bile o mana ve hakikatların zihnimize, fikrimize hatta hayalimize gelmesini temin edecek. Evimizdeki çiçekler de bu tefekkür işine çok faide veriyor.

Bazı boş zamanlarımızı, tefekkürle doldurmaya çalışmak… Mesela: Yatacaksınız. Sünnet olan duaları okudunuz, bitirdiniz ama uyuyamadınız. Hemen hayalinize kıpkırmızı, kat kat, iç içe girmiş yapraklarıyla güzel bir gül çiçeğini getirin. Kendinize deyin: Acaba bu çiçeğin üzerinde hangi Esma-i İlahiyeler var. Gülün rengi gösteriyor ki, boyanmış demek bir boyacısı var öyleyse Mülevvin ismi kendini gösterdi. Yaprakların her biri ölçülü kesilmiş, biçilmiş, bu bize Mukaddir ismini, yaprakların dizilişi Munazzım ismini gösterdi. Güzelliği Cemil ve Mücemmil isimlerine bir ayna oldu. Yapılış ve yaratılışıyla Sani’ ve Halık ismini, ilimsiz, iradesiz ve kudretsiz olamayacağına göre Alim, Mürid ve Kadir isimlerini okutturur. Çiçekteki hayat Hayy ve Muhyi ismini gösterdiği gibi, sureti ve şekli Musavvir, kalıptan çıkmış gibi düzgün hatları Bari’ isimlerini okutturuyor. Hayatının devamı için rızka muhtaç oluşuyla Rezzak, atomları, hücreleri, sap ve yaprakları ile bir bütün halinde kalması veya durması Kayyum ismini, hayatının devamı Baki ismini gösterdiği gibi, solan yaprakları Mümit ismini talim ediyor ila ahir.

Mesela: Öğretmenseniz talebeniz, abi-abla iseniz kardeşiniz, anne-baba iseniz evladınız size bir demet gül getirse, ne anlarsınız? O gül size ne ifade eder? O gülün arkasında, getiren kişinin duygu ve hissiyatları yani şuunatı vardır. Aslında size bir ot vermiyor. Sizi tanıdığını, sizi sevdiğini, size kıymet ve değer verdiğini ifade ediyor. Dünyadaki bütün nimetlerin arkasında da Teveddüt ve taarrüf sıfatları yani kendini sevdirmek ve tanıttırmak sıfatlarıyla, şefkat ile sevmek, lezzetlendirmek ile lezzetlenmek, memnun etmek ile memnun olmak, sevindirmek ile sevinmek gibi mukaddes ve münezzeh şuunatlar gizlidir.

Her neyse… Şunu da unutmamak lazım. Yaptığımız ibadet ve hizmetler gibi, okumalarımızın da illeti ve hakiki sebebi Emr-i İlahi, neticesi ve gayesi Rıza-yı İlahi, semeratı Uhreviyedir, Ahirete aittir. Dünyada onları beklemek ve istemek Ahiret meyvelerini dünyada yemek demektir. İstenilmeden verilirse, bir ikram-ı İlahidir. Bazı ibadet ve hizmetlerin neticesi dünyada göründüğünde ihlas kırılıyor, nefis büyüyor, enaniyet kalınlaşıyor, kendine kıymet verme başlıyor, başkaları tenkid, gıybet, daha iyi olanları hased ve kıskançlık gibi fena haller ön plana çıkıyor. Verilen her şey nimettir ve veren de Allahtır. Hizmeti de, neticesini de veren Allahtır. Bizler ise aciz, fakir ve noksan kullarız ve aynalarız. Aynada mücevherlerin görünmesi aynayı zengin yapmaz.

***

İMAN KURTARAN ESER

Prof. Dr. Mehmed Coşkuner, arkadaşı Prof. Abdülbaki Turan Beyden naklen 23.10.1996’da şöyle bir hatıra anlatıyor:

Ünlü âlim Sadreddin Yüksel hocamıza bir vakit şöyle sordum:

Siz seyda idiniz, hoca idiniz, şarkta söz sahibi bir kimse idiniz, neden Risale-i Nur’u gördükten ve bu eserleri okuduktan sonra o tarz-ı hizmeti esas alıp, buna kuvvet verdiniz ve bu hizmete dâhil oldunuz?

Cevaben şöyle dediler: ben böyle bir soruya çoktan beri muntazırdım. Bunu anlatmak istiyordum. Siz buna vesile oldunuz. Benim imanımı kurtaran bir esere hayatımı versem azdır.

Dedim ki: Hocam nasıl olur, sizin imanınızı nasıl kurtarır? Siz o kadar talebe yetiştirmişsiniz. Bu kadar bilginiz var?

Sadreddin Hoca dedi ki: Benim kader mevzuunda tereddütlerim oldu. Ya intihar edecektim veya cinnet getirecektim. İkisi de ebedi hayatımı mahveden dünyamı karartan musibetler olacaktı. O tereddütlerimi İşarat-ül İcazdaki kader bahsi halletti. Benim imanımı tahkiki hale getirdi. Ben de böyle bir esere canımı versem ucuzdur.

Bunu paylaşınız

İlginizi Çekebilir

Kamu Denetçiliği Kurumu 28 Şubat Mağdurlarının Yaralarını Sarıyor

Türkiye Büyük Millet Meclisi Kamu Denetçiliği Kurumu, çok önemli bir karara imza atarak 28 Şubat …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Yazarlar
Sanatçı – 2

Bediüzzaman mutadımız üzere alıştığımız, estetik ve sanat değerini göremediğimiz, ülfet ile adileştirdiğimiz tabiat olayları deyip …

Kapat