Ana Sayfa / KÜLTÜR – SANAT – FİKRİYAT / Makaleler / Ümmet Hayatının Zararlıları – 2

Ümmet Hayatının Zararlıları – 2

Bunu paylaşınız

Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan

Kullukta Öncelik Kayması

Emr-i bi’l-ma’rûf imiş ihvân-ı İslâm’ın işi,

Nehyedermiş bir fenalık görse kardeş kardeşi.

Mehmed Âkif Ersoy

Kaliteli ve bilinçli bir dini yaşayış, dinin esaslarını dince belirlenmiş önceliklere, kalite ölçülerine ve kapsam çerçevesine göre yaşamakla mümkündür. Dolayısıyla ümmet hayatındaki birlik, dirlik ve düzen bu gereği yerine getirme oranına bağlıdır. Zira din, disiplin ve ciddiyet ister. Ümmet de bu disipline uyduğu ölçüde varlık ve etkinliğini korumuş olur.

İlgi ve ilişkileri karışık ya da karmaşık bir ümmet hayatı ahengini kaybetmiş bir yapıdan başka bir şey değildir. Bu sebeple dinin emir ve yasaklarındaki hükümleri, ağırlık yani öncelik sırasına göre kaliteli ve kapsamlı olarak yaşama bilinci fevkalâde önemli olup, kullukta ve ümmet hayatında sağlık ve kalite  ilkesidir.

Ne var ki günümüzde söz konusu ilkenin hemen hemen her birey ve her  kesim tarafından -değişik düzeylerde de olsa- bir şekilde göz ardı edildiği ve bu sebeple de kullukta, yurt içi ve yurt dışı tebliğ hizmetlerinde, kültürel faaliyetlerde öncelik kayması ve karmaşası, kalite ve kapsam kaybı yaşandığı gözlemlenmektedir.

Konuya ait acı ve çarpıcı durum, önceliklerin kavranması(Fıkhu’l-evleviyyat) adıyla kaleme alınmış eserlerde müstakil olarak  incelenmiştir.1 Bu eserlerde verilen örnekler, hem ilkesel bazda hem de pratikte yaşanan öncelik karmaşasını gözler önüne sermektedir. Ümmet hayatında bulunması gerekli birlik ve vahdetin ne ölçüde ciddi düşünsel ve eylemsel yara almış olduğu bu örneklerden tüm çıplaklığıyla  anlaşılmaktadır. Mesela Yusuf el-Karadâvî, ümmetin içine düşmüş olduğu kullukta ve  tebliğ hizmetleri dahil Müslüman hayatının hemen her alanındaki öncelik karmaşasının  yani kapsam ve kalitesizlik probleminin sebeplerini şöylece değerlendirmiş bulunmaktadır:

  1. Müslümanlar, ümmetin tümünü alakadar eden ve farz-ı kifâye hükmünde olan konuları büyük ölçüde ihmal ettiler. Söz gelimi ilim, savaş ve sanayi alanları.
  2. Kimi farz-ı ayn olan konuları ihmal ettiler ya da gerekli özeni göstermediler. el-Emru bi’l-ma’ruf ve’n-nehyü ani’l-münker ilkesi buna örnektir.
  3. Farz ve rükünlerin kimini kiminden fazla önemsediler. Mesela oruç, namazdan daha fazla önemsenmektedir. Yine namaza zekattan daha fazla önem verilmektedir. Halbuki Kur’an-ı Kerim’de yirmi sekiz yerde namaz ve zekat birlikte zikredilmiştir. Birinci halife Hz. Ebu Bekir de namaz kılıp zekat vermek istemeyenlerle savaşmış ve bu ikisinin arasının ayrılamayacağını ilan etmiştir. Böylece İslâm hilâfeti/devleti fakirlerin hakkı için savaşan ilk devlet olmuştur.
  4. Kimi nafilelere farz ve vaciplerden daha fazla önem verdiler. Mesela zikir, tespih ve evradı çok çok yaparken özellikle sosyal alanlarla ilgili farzlara mesela çirkin ve yanlış şeylere, sosyal ve siyasal zulme karşı çıkma gibi konulara aynı önemi vermediler.
  5. Namaz ve zikir gibi ferdî ibadetlere, faydası genel olan sosyal ibadetlerden daha fazla itina gösterdiler. Mesela cihad, insanların arasını düzeltmek, iyilik ve takvada yardımlaşmak, sabır ve merhameti tavsiye etmek, güçsüz insanların haklarına riayet edip onları korumak gibi konulara aynı itinayı göstermemektedirler.
  6. Çoğu kimseler usul (ilke) ile ilgili meseleleri ihmal ettiler. Bunun karşısında furu’(ayrıntı) ile ilgili amel ve meselelere önem verdiler. Oysa öncekilerin ifade ettiği gibi, “usule riayet etmeyen hedefe ulaşamaz.” Akide, iman, tevhid ve ihlas gibi din binasının esaslarında gaflete düştüler.
  7. Çoğu kimseler yaygınlaşan haramlara karşı veya zayi edilmiş farzlar uğrunda mücadele vermekten ziyade, mekruh veya şüpheli şeylerle uğraşmayı yeğlemektedirler. Aynı şekilde fotoğraf çektirmek, şarkı söylemek vs. gibi haramlığı veya helalliği tartışmalı olan konularla meşgul olmaktadırlar. Helak edici büyük günahlara duyarsız kaldıkları halde küçük günahlara karşı çıkmaya çalışanlar da görülmektedir.

Netice olarak ümmet, büyükleri küçültmeye, küçükleri büyütmeye, önemsizi önemli görmeye, önemli olanı basite almaya, önce yapılması gerekeni sona, sonda yapılması gerekeni öne almaya, farzları ihmal edip nafilelere düşkünlük göstermeye, ihtilaflı konulardan ötürü kavga etmeye başladı.”

Hiç kuşkusuz  üstad Karadâvî’den özetleyip verdiğimiz bütün bu örnekler ve bunlara eklenebilecek öteki çarpıklıklar, ümmetin kullukta derin bir öncelik, kalite ve kapsam bilincine ihtiyacı olduğunu göstermektedir.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in, âyet kavramı sahabilerin  gönüllerine iyice yerleşinceye kadar, kendi sözleri hadis-i şeriflerin yazılmasına izin vermediği tarihi gerçeğini öncelik bilinci açısından hatırlamak gerekir. Bu sünnetin devamı sayılabilecek bir uygulamayı İmam Buhâri’nin Sahih’indeki konu başlıklarını düzenlemekte ısrarla takip ettiğini görmekteyiz. Buhârî, konu başlıklarını ısrarla önce âyet, sonra merfu hadis, sonra mevkuf hadis (sahabe kavli), sonra tabiun ve etbau’t-tabiin fetvası, daha sonra  ulemanın görüşleri sırasıyla tanzim etmiştir. Günümüzde Müslüman beyni de  meseleleri değerlendirir ve sunarken  aynı usul ve önceliği dikkate almalıdır. Doğru olan budur.

Resulullah’ın (s.a.) Bir Düzeltmesi

Sadece kullukta değil, beşeri ilişkilerde de öncelik kaymasına Hz. Peygamber tarafından müsaade edilmediğini gösteren şu olay oldukça ilginç ve ibret vericidir.

Hicret’in 6. yılında gerçekleştirilen Rıdvan Bey’at’ında bulunmuş bir Müslüman olan Âiz îbni Amr radıyallahu anh başından geçen bir olayı şöyle anlatmaktadır:

Mekke fethinden önceki akşam Ebû Süfyân ile birlikte Hz. Peygam­ber’e gittik. Bazı sahabîler Hz. Peygamber’e bizi;

– Bunlar Ebû Süfyan ve Âiz ibni Amr, diye takdim ettiler. Hz. Pey­gamber;

-”Bunlar Âiz îbni Amr ve Ebû Süfyan’dır. İslâm, (İslâm olmayandan) daha izzetlidir. İslâm yücedir, onun önüne geçilmez!” buyurdu.2

Bu olay cereyan ettiği sırada Âiz Müslümandır. Ebu Süfyân ise henüz Müslüman değildir, ikisinin birlikte olduğunu gören sahabîler, sosyal konumunu dikkate alarak müşrik olmasına rağmen Ebu Süfyân’ın adını önce söylemişlerdir. Hz. Peygamber ise, onların takdim cümlelerini Âiz’in adını öne almak suretiyle “bunlar Âiz îbni Amr ve Ebû Süfyan’dır” diye tekrar etmiş ve peşinden de Müslümanlık vasfının, Ebû Süfyân’ın toplum içindeki itibar ve mevkiin­den daha öncelikli olduğunu belirtmiştir. Yani İslâm’ın ve Müslümanın her şeyden önde ve üstün bir konuma sahip bulunduğunu, Hz. Âiz’in bu niteliğinin sıra­lamada dikkate alınması lâzım geldiğini vurgulamak üzere “el-İslâmu ya’lu ve lâ yu’lâ” buyurmuştur.

Hadis-i şerif takdimde, tercihde, protokolde, hiyerarşide İslâm’ı ve Müslümanı daima önde ve ileride tutmak lâzım geldiğini, Müslümanı, Müslüman olmayanlardan sonra anmak gibi bir hataya düşmemek gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Aynı şekilde kültürel etkinliklerde de Kur’an-ı Kerim’i ve Sünnet-i seniyyeyi öncelemek esas alınmalıdır. Aksi halde verilen emekler, yapılan harcamalar ve gösterilen gayretler “usülsüzlük” sebebiyle neticesiz kalacak ya da halkımızın ifadesiyle, “kaş yapayım derken göz çıkarmak” anlamına gelecek sonuçların doğmasına sebep olacaktır.

Ümmetin hayatındaki kulluk eksenli kalite ve kapsam noksanlığı ve öncelik karmaşası hiç kuşkusuz bu kadarla sınırlı değildir. Biz meseleye genel anlamda dikkat çekmek istedik.

İşte dert, işte devâ bende ne var? Bir tebliğ

Size aid sizi tahlîs edecek sa’y-i beliğ.3

Dipnotlar:

1) Bk. Yusuf Karadavi, Fi fıkhı’l-evleviyyât, Doha, 1994 ve Fıkhu’l-evleviyyât dirâse fi’d-davâbit, 
2) 
Bk. ibn Hacer, Fethu’l-bâri, III, 261. 
3) 
Safahat, s. 171.

Ümmet Hayatının Zararlıları-1

Bunu paylaşınız

İlginizi Çekebilir

Âdâbın Şiiri: Sakın Terk-i Edepten

Prof. Dr. Mazhar BAĞLI Esenler Şehir Düşünce Merkezi Bilim Kurulu Başkanı Nevşehir Hacı Bektaş Veli …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Makaleler
İslam’da Güzel Geçinme Âdâbı

İslam dini, insanların muaşeretine (birbiriyle görüşüp konuşmalarına, toplum halinde medeniyet üzere yaşamalarına) büyük bir önem …

Kapat