Ana Sayfa / Yazarlar / Vahdet ve Estetik

Vahdet ve Estetik

Tevhid ve Estetik

Risale-i Nur’daki tevhid bahislerin hepsi estetik bahisleridir, çünkü vahdet birbirinden farklı cüzleri ve nesneleri birbiriyle bağlantılı olarak bir araya getirip, nesneler ve güzellikler ortaya koymaktır.

İkinci Şua bu bahislerin en önemlilerindendir. Şu cümle ile başlar birinci makam “Tevhid ve vahdette cemal-i ilahi ve kemal-i Rabbani tezahür eder. Eğer vahdet olmazsa o hazine-i ezeliye gizli kalır. Evet hadsiz cemal ve kemalat-ı İlahiye  ve nihayetsiz mehasin ve hüsn-i Rabbani ve hesapsız ihsanat ve baha-i Rahmani ve gayetsiz kemal-i cemal-i samedâni ancak vahdet ayinesinde  ve vahdet vasıtasıyla şecere-i hilkatin nihayetindeki cüziyatın simalarında temerküz eden cilve-i esmada görülür.” Beşeri estetik nesnelerin estetiğidir; mimari, resim bütün plastik sanatlar bu beşeri estetiğin kurallarına göre nesneleri ve farklı elemanları bir araya getirir.

Bediüzzaman olaya ilahi boyutta bakar, yukardaki cümleyi fildişi kulede yorumlarla uzaklaştırmaz. İktidarsız ve ihtiyarsız bir yavrunun imdadına yani kan ve fışkı ortasından beyaz, safi temiz bir süt göndermek olan cüzi fiil ise “ihtiyarsız yavru, son derece aç imdadına koşulmak gerekiyor, koyunun yediği ot ve süt fabrikası olan vücudunda kan ve fışkı ortasında, beyaz, safi, temiz bir süt göndermek. Otu semadan sular indirip büyütmek ve hayvanın hazmedeceği fizyolojik bir birliktelik ile ona takdim etmek, sonra yavruyu süte muhtaç bir halde yaratan, vücudunu sütün ona faydalı olacağı hale getirmek, daha neler. Bütün bu farklı his, nesne, fiilleri bir araya getirip bir yavruya şefkat etmek ancak Allah’ın bütün o farklı elemanları bir araya getiren tevhid etme fiili ile vahdet ile meydana gelir. Onun için Yunus

Vahdetin şarabından bir cura nûş edeyim

Enel hak çağıruban dara gireyim Mevlâ

O vahdetin şarabı bütün kainatı nasıl işe yarar ve bütünlük içinde yaratıyor, varlıkların hizmetine veriyor, o nasıl şarabdır, Yunus nasıl anlamış değil mi? Bediüzzaman o şaraptan içmiş, kainatı tevhid davasında velveleye vermiş. Risale-i Nur vahdetin şarabını satıyor, sarhoş olan var mı? işte Lâilâhe illallah zikri o vahdetin şarabının sarhoşluğudur. Bu yüzden burada Peygamberimizin şu hadisini nakleder: “Ben ve benden evvel gelen peygamberlerin en ziyade faziletli ve kıymetli sözleri Lâilãheillallah kelamıdır.’ Birisi Avrupa’da Lâilâheillallah kelamının manasını derinlikli olarmak anlamadığını söyler, birine, bir Tunuslu ona Ayet ül Kübra’yı verir, der ki “bu Lailaheillalah demek”, adam okur ve hayran ve tatmin olur. Bediüzzaman tarikatların mücmel bıraktığı mesaili tafsil etmiştir, öyle değil mi?

İkinci örnek hastahane-i kübra, büyük eczahane ve eczahane-i ekber en büyük eczahane örneğidir. Büyük hastahanede bulunan hastalara yine büyük eczahaneden ilaçlar temin etmek, işte bir tevhid örneği daha. Bir vücuttaki hastalığa koca kainatı tahkik ederek ilaç çıkarmak, o ilacın maddelerine hasiyet ve özellik vermek hepsi bütün âfâkı ve enfüsü vahdetin akli ve mantıki mizanı ile gören ve tartan ve ilaçları yaratan Alllah’ın tevhid edici özelliği. Öyle olmasa ne olur? “Eğer tevhid nazarıyla bakılmazsa o cüzi fakat alimane, basirane, şuurkârane olan şifa vermek dahi camid ilaçların hasiyetlerine ve kör kuvvete ve şuursuz tabiata verilir. Bütün bütün mahiyetini ve hikmetini ve kıymetini kaybeder.”

Üçüncü örnek daha ince bir nitelik gösteriyor. “Dalâletin gayet müthiş manevi elemini hisseden bir adama iman ile hidayet ihsan etmek, eğer tevhid nazarıyla bakılsa birden o cüzi ve fani ve âciz adam bütün kainatın Halikı ve Sultanı olan mabudunun muhatab bir abdi olmak ve o iman vasıtasıyla  bir saadet-i ebediyeyi ve şahane ve pek geniş ve şaşaalı bir mülk-i bâki ve bâki bir dünyayı ihsan etmek ve onun gibi bütün müminleri dahi derecelerine göre o lütfa mazhar etmek olan bu ihsan-ı ekber yüzünde ve simasında bir Zat-ı Kerim ve ve Muhsinin öyle bir hüsn-i ezelisi ve öyle bir cemal-i layezalisi görünür.” Koca kainatı yaratan ve yöneten bir ilaha ve Onun altı iman rüknüne inandığın anda kainat bir anlam kazanıyor, bir sanat eserine dönüşüyor, kainatın duvarları genişliyor, ta ebedi cennete kadar uzanıyor. İşte tevhidin bütün kainatı birlikle bir anlam etrafında bir Rabbın ve Hakim’in emri ile organize etmesini anladığı anda kişi yükseliyor ve âlemin ötesine geçen bir büyük ihataya kavuşuyor. Bunların yanında nesnelerin bir araya getirilmesinden doğan güzellikler nedir?

Bir ressam boyaları, tuvali, fırçayı alır, resim yapar, ortaya mötür nesnelerden manalı bir birlik çıkar. Allah da elementlerden, sudan, havadan, topraktan, daha nelerden koca kainatı tanrısal resimlerle süsler. Boyar onları. Pazarlarda bütün meyvelerin renklerini gören o renklerin nasıl onlara yansıdığını düşünemez. Tarlaların yanında her türlü boya mahzenleri olsa yine o renkleri onlara veremez. Allah renkleri nasıl yansıtır onlara. Orhan Veli

Deli eder insanı bu dünya

Bu tepeden tırmağa çiçek açmış ağaç

Gariban renklerden sarhoş olmuş. Bir pazara git renklere bak aynı şeyi söyle.

Hz Mevlana bakırcılar çarşısında kazanı döven adamın ahenginden birden semaa başlar, bütün güzelliklerden sarhoş olan o büyük zeka hazretleri, bu sarhoşluğu anlatır tavrı ile. 

Gelin Mevlevi haneleri açalım sayın Kültür Bakanı, atalarımız herşeyi yapmış, bakın neler olur. Aşk ile hu ile Mevlevi dansları yapalım. Bediüzzaman felek mest, melek mest, semavat mest, zemin mest.. boşuna mı diyor.

Daha yukarıdaki cümlenin şerhine gitmedik…

İlginizi Çekebilir

Ahir Zaman ve Kadın

Bu zaman ahir zaman. Fitnesi de pek yaman. En yamanı da kadın. Tesbihatta 3 defa …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Yazarlar
Yeni Romanımdan Bir Epizot – 1

O’nu tam o yaşlarda tanıma o bahtiyarlığa ermişti. Çevrenin ileri gelenleri ona Osmanlı Mollası diye …

Kapat