Ana Sayfa / KASTAMONU / Kastamonu Bilgi-Belge / Vali Eğinli Said Paşa’nın Kaleminden Kastamonu
Fotoğraf: tarihtarih.com

Vali Eğinli Said Paşa’nın Kaleminden Kastamonu

Beğendiyseniz lütfen paylaşınız.

II. Abdülhamid’in mâbeyin müşiri ve nâzırlarından Eğinli (İngiliz – Büyük) Said Paşa’nın Kastamonu Valiliği (11.12.1878 – 01.08.1879) yaptığı dönemdeki tespit ve kanaatlerinden…

Paşa’nın bazı ifadelerinin tespitten ziyade dönem aydınının halka bakışından kaynaklanan aşırı olumsuzluk içerdiğini düşünsek de bütün bütün haksız olamayacağını da teslim etmek gerekir. 

Kastamonu vilâyeti gerek sâhilinin vüs’ati ve mevki’-i coğrafîsi sebebinden ve gerek ormanının ve kömür ve sair ma’denlerinin kesretinden gayet mühimm bir vilâyet olduğu gibi arâzîsinin dağlık ve ârızalı ve orman ile müzeyyen olmasından dolayı dahi gayet güzel ve lâtif bir vilâyettir. Memâlik-i şâhânenin (Osmanlı ülkesi) İsviçresi makamındadır.

Merkez-i vilayet olan Kastamonu şehri iki dağ arasında kâ’in olup şehrin bulunduğu vádí vâsi’ (geniş) değilse de pek de dar değildir. Sehr-i mezkûru vasatından (ortasından) cenubdan (güney) şimâle (kuzey) doğru cereyân eden  (akan) ve Karaçomak Çayı denilen çay ikiye taksim edüp hükûmet konağı şark tarafında vákı’ olarak önünde ve arkasında oldukça vüs’atli (geniş) bir bahçesi vardır. Konağın arka tarafı gãyet dik bir dağa pek karîbdir (yakın). Bahçede üryâni eriği ve elma ve a’lâ armut ve ceviz misillü escâr-ı müsmire (meyve ağaçlar) pek çoktur ve üç mahalde mâ’-i cârisi (akar su) olup suyu kabarır. Ekser hânede dahi ma’-i câri var ise [de] Server Suyu denilen sudan başka içecek su yoktur desem mübâlağa etmiş olmam. Mezkûr Karaçomak Çayı’nın garb tarafında ve İslâm mahallâtının (mahallelerinin) arkasında ve dağ üzerinde Rum ve Ermeni mahalleleri vardır. Hisãr denilen atik kal’a bu tarafta olarak gãyet yüksek ve dik kaya üzerinde mebnî (kurulu, yapılmış) olup derûnunda (iç taraf) yalnız bir hâne vardır ki orada eyyám-ı resmiyede (resmi günlerde) top endâht eden (atan) topçu â’ilesiyle såkin olmaktadır. Çarşı ve pazar ve cevâmi’-i kebîre (büyük camiler) dahi işbu garb tarafında vâkı’ olduğundan bu taraf pek şenliklidir.

Şehrin ebniyesi (binalar) ahşâbdan ma’mûl ve üzerleri kiremit ile mestûr (örtülü) olduklarından Ankara’nın kerpiçten ma’mûl hânelerinden kat-ender kat daha güzeldir. Tekye ve câmi’ kesret üzre olup ahalisi pek muta’assıbdır. Câmi’lere ve mescidlere diyeceğim yok, lakin tekyelere ne diyelim. Ta’assub münâsebetiyle ahâlisinde irfân âdem bulamadım. Yalnız eşraftan Hâci Mustafa Bey ile Sâlim Efendi’yi irfân buldum. Kadınları eğer háli vakti uygun ise cübbe gibi bir ferâce üzerine baştan topuklarına kadar beyâz bir örtü ile mestûrdur. Ol kadar mestûredirler ki bir erkek görseler sağ gözünden ve belki bunun yarısından başka hiçbir tarafı açık değildir. Eğer fukará iseler önüne bir peştemál takıp başına dahi eğer yeşil ve bazen beyâz bez örtüler ve bir gözünün yarısından ma’adã (başka) her tarafinı setr ederler hatta küçük kız çocukları bile bilá-istisná (istisnasız) başlarına yeşil örtü ve önlerine bir peştemál
bağlarlar. İşte mestûrelik gülünecek dereceye varmış olduğu halde fuhşiyyát dahi ol mertebede ziyádedir. Fahişelik ve frengi illeti çok. Rakı içmeyen âdem yok. Bununla beraber rakı satmak içün dükkân açılmasına müsa’ade olunmuyor. Zira nereye böyle bir dükkân açılacak olsa o civár bir câmi veya bir tekye bulunur. Binâen-aleyh bazi Hristiyan hânelerinde rakı satılıp müşteriler oraya giderek tezakkumlanırlar (zıkkımlanmak). Bu hál devleti müskirât rüsûmundan (içki vergisi) mahrum ediyor. İşbu resmi mümkin olduğu kadar vikãye etmek içün bin türlü müşkilât ile iki meygede küşãd (meyhane açtırmak) ettirebildim. Ekseriyã hânelerine fâhişe celb (getirme) ile haremi (hanımı) olduğu hâlde fähişeyi onda günlerce tevkîf (tutmak) ve raks ettiren ådemler çok olduğu gibi şehirden köylere ve bir köyden diğerine ve ekseriyã dahi dağlara karı ve kız kaçırıp envâ’-ı fuhuşiyyãt ve cinâyâta ictisãr (cesâret etmek) eylediklerinden Anadolu ahâlîsinden edeb ve insâf bütün bütün kalkmış denilse becâdır (yerinde).

Bu vilâyetin başlıca mahsûlâtı pirinç ve sâir hubûbât ile kendir ve tiftik ve kereste ve ma’den kömüründen ibâret olup pirinç Tosya kazâsından ve hubúbât dahi Kengiri (Çankırı) kazâsından kesret üzre çıkar. Bi’l-cümle (bütün) hubûbât dâhil-i vilâyette sarf olunur ise de hayli mikdâr pirinç ile kendirden mamûl urgan ve kereste hârice ihrac olunur. İngiltere’ye tiftik ihrâc olunduğundan bundan senevî otuzmilyon gurûş kadar vilâyet temettu’ (kazanmak) eder. Lakin vilâyetin güzel çam ormanları ağlanacak bir hâldedir. Ormanları üç vechile (yol-tarz) tahrib etmişler. Birincisi bir ormana umûm vechile ateş verip günlerce ormanı ihrak etmek. İkincisi yalnız ufak dallarını alıp davara yedirmek ve kasabalara nakletmek içün binlerce cesim (iri-büyük) çamları kesip haliyle çürümeye terk etmek ve üçüncüsü her çam kökünde münferiden ateş yakmak sûretiyledir. Hiçbir çam yoktur ki böyle kökünden ateş ile yakılmamış olsun. Uzaktan nerede bir çam ağacı görmüş olsam elbette kökünden yanmış olduğuna hükm ederdim ve fil-hakika öylece bulurdum. Dördüncü olarak bir nev’ harâbiyyet daha vardır. Bu dahi soymak (soymuk) dedikleri humûzatlı (ekşi) bir nev’ (çeşit) 
máyi’i (sıvı) alıp tezehhürlenmek (çiçeklenmek?) içün yüz yirmi senede yetişebilen bir güzel çamın kabuğunu soyup kurumak içün terk etmektir ve bundan başka ekseriyã ağacın köküne kadar balta ile kesip orada ateş yakarlar ve hatta tohumundan henüz neşv ü nemã bulmakta olan ağaçları bile kökünden yıkarlar. Bu gidişle yirmi seneye kadar memãlik-i şãhãnede orman görmek pek müşkil olacaktır. Ahâli ise bu harâbiyyeti görürler ve aslâ müte’essir (üzülmek) olmazlar. Orman değil mi elbette yakılır gibi bir fikr-i bãtılda (yanlış fikir) bulunurlar. Ormanların muhâfazası içün mülhakata (bağlı bulunan yerler) üç kere evâmir-i kat’iyye ve şedide (kesin ve şiddetli) emirler) gönderdim. Aslâ te’siri olmadı. Umum halk orman tahrîbine sâ’îdir (çalışma). Orman me’mûrları ise onlar dahi bu tahribâttan aslâ müteessir değildirler. Muamelattan (kayda geçirmek, evrak düzenlemek) başka kimsenin bir şey yaptığı yoktur. İdare-i dâhiliyemiz hakkında Bâb-ı álî’nin (hükümet) tutmuş olduğu meslek-i câhilâne (câhilce tutumlar) münásebetiyle hatta orman muhâfazasına bile iktidârımız yoktur. Vilâyâtın her husûsta gittikçe berbâdına sebeb vükelânın (vezir-bakan) cehli ve adem-i vukûfudur (konuya vâkıf olmamak).

Kastamonu’da üzüm olmadığından såir bazı şehir ve kasabalarda olduğu gibi yaz vaktinde aháli bağlara çıkmak ádetini bilmiyor. Fakat şehrin içinde ve civárında pek çok bahçeler olup ağaçları ekseriyetle Üryani eriğidir. Bu vilayette Ankara vilâyetinde olduğu gibi ağniyà (zenginler) yoktur. Bir âdemin yüzbin nihayet ikiyüzbin guruş serveti olsa ol âdeme zengin nazarıyla bakarlar. Kastamonu şehrinin kışı şiddetli olup yazı ise serin olduğundan havası güzel olup aslâ sıtması ve mûziyâtı yoktur. Vilâyetin såir sancaklarında dahi gayet latif ve güzel mahaller pek çoktur.

Beğendiyseniz lütfen paylaşınız.

İlginizi Çekebilir

Tosya Pirinci 1929 Tarihinde Anadolu’nun En İyisi Seçildi

Efendim bilirsiniz, bizim birçok özelliği ile çevreye nam salmış Tosya’mız vardır. Pirinç deyince akla Tosya …

2 Yorumlar

  1. avatar
    Şevket Özsoy

    Bozulma o günlerde başlamış anlaşılan. Rabb’im halimizi hayırlar tebdîl eylesin.

  2. avatar

    Teşekkürler, hayırlı olsun. 0 0

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Kastamonu Bilgi-Belge, Kastamonu Yazıları
1927 Tarihli Kastamonu – Tosya Kazası Haritası

Makaleyi indirip okumak için alttaki başlığı tıklayınız. Cumhuriyet'in İlk Yıllarından Bir Harita Örneği: 1927 Tarihli …

Kapat