Ana Sayfa / KÜLTÜR – SANAT – FİKRİYAT / Bunları Biliyor musunuz? / Vazifelerimiz: Mâhiyetleri ve Çeşitleri

Vazifelerimiz: Mâhiyetleri ve Çeşitleri

Bunu paylaşınız

VAZİFELERİN MAHİYETLERİ VE NEVİLERİ

Vazife, yapılması dinen mecburî olan veya tavsiye buyurulan herhangi bir hayır, bir kemal, bir güzel şey demektir. Bu tarife göre vazifeler, iki nevidir. Bir nevi; dince mecburi olan vazifelerdir ki, bunları yapmamak mutlaka mes’ûliyeti, azabı gerektirir. Namaz, oruç, zekât gibi. Diğer nevi; dinen mutlaka mecbur olmamakla beraber teşvik edilip tavsiye buyurulan ahlâkî, tercih etmeye bağlı vazifelerdir ki, bunlara riayet edilmesi, bir meziyyettir, bir kemaldir, insanın sevaba ve övgüye nâil olmasına bir vesiledir. Yapılmaması ise, bir eksiklik olmakla beraber, mutlaka bir sorguyu, bir azabı gerektirmez. Nafile kılınan namazlar, fakirlere verilen sadakalar, insanlara karşı yapılan güzel, nazikâne muameleler gibi.

İnsanlara ait bütün vazifeler, İslâm dininin çerçevesi içinde bulunmaktadır.

Vazifeler, diğer bir bakımdan başka bir taksime tabi bulunmaktadır.

Şöyle ki vazifeler, ya sadece ALLAH Teâlâ için yapılır, veya insanın kendi şahsına veya ailesine karşı yapılır, veyahut topluma karşı yapılır. Bu itibar ile de vazifeler; ilâhî, şahsî, ailevî ve sosyal nevilerine ayrılır:

İlâhî Vazifeler, Şahsî Vazifeler, Ailevî Vazifeler, Sosyal Vazifeler

İLÂHÎ VAZİFELER

Her akıllı ve büluğ çağına ermiş olan kimse, ALLAH Teâlâ Hazretlerini bilip ona kullukta bulunmakla mükelleftir. Bir insan için bu kulluktan daha büyük bir nimet, bir şeref olamaz. Biz evvelâ büyük yaratanımızın varlığını, birliğini, kudret ve azametini, mukaddes emirlerini ve yasaklarını bilir, tasdik ederiz. Bunlar bizim birer itikadî vazifelerimizdir. Sonra da namaz, oruç, zekât, hac gibi sırf bedenî veya sırf malî veya hem bedenî hem malî olan ibadetler ile mükellef bulunduğumuzu bilir, bunları seve seve yaparız, bunlardan feyiz alır, büyük zevkler duyarız. Bunlar da bizim birer amelî vazifelerimizdir.

İslâm yurdunu muhafaza ve müdafaa da ilâhi bir vazife demektir. Cihad, İslâm vatanını müdafaa, bazen farzı kifaye, bazen de farzı ayın olur. Kat’î bir zaruret bulunmadığı halde İslâm ordusuna katılmakla cihada, İslâm vatanını muhafazaya gönüllü olarak iştirak etmek, ilâhî, vatani bir ahlâk vazifesidir.

Dine, İslâm varlığına hizmetten daha büyük ne olabilir? Bir hadis-i şerifte:

“Müşrikler ile mallarınızla, nefislerinizle ve dillerinizle cihad ediniz.” (Ebu Davud; Cihad:18; No:2504; 2/13, Nesâi; Cihad:1; No:3096; 6/7, A. b. Hanbel; No:11837; 3/124)

diye buyurulmuştur.

Bu sebeple ALLAH yolunda cihad, beden ile olacağı gibi para ile, dil ile de olabilir. Bir hadis-i şerifte de:

“Şüphe yok ki cennetin kapıları kılıçların gölgeleri altındadır” (Buhari; Cihad:111; No:2804; 3/1082, Müslim; İmare:41; No:1902; 3/1511, Ebu Davud; Cihad:89; No:2631; 2/48)

diye buyurulmuştur.

İşte bütün bunlar müslümanlıkta askerliğin, dine, vatana hizmetin ne kadar kıymetli olduğunu göstermeğe kâfidir. Ne mutlu İslâm erlerine, İslâm kahraman mücahidlerine!

Nefis ile mücadele de en büyük bir cihaddır. Bu sebeple en mühim ilâhî bir vazifedir. Nefsini İslâmiyetin verdiği bir terbiye dairesinde korumayan kimse, ne kendisine ne de yurduna hakkıyla hizmet edemez. Yüksek fedakârlıklar, yüksek bir İslâm terbiyesi sayesinde meydana gelir. Buna tarihi hâdiseler şahittir. Bunun içindir ki, Resulü Ekrem (S.A.V) Efendimiz bir gazadan döndükten sonra Ashab-ı Kiram’ına hitaben:

“Biz küçük bir cihaddan büyük bir cihada dönmüş bulunmaktayız.” (Aclûni, Keşfu’l-Hafa; No:1362; 1/424)

buyurarak nefis ile olan mücadeleye işaret buyurmuşlardı.

Bir takım nafile ibadetler de birer ilâhi vazifedir. Meselâ biz ALLAH Teâlâ’nın rızasını kazanmak için nafile namaz kılar, oruçlar tutarız, kalblerimizin nurlanması için vakit vakit Kur’an-ı Kerim okuruz, imanımızın nurunu artırmak için ezeli mabudumuzun, mukaddes isimlerini zikrederiz, uyanık bir ruha sahip olmak için yüce yaratıcımızın büyüklüğünü, eseri olan kainattaki yüksekliği düşünür, tefekküre dalarız. İşte bütün bunlar birer ilâhî vazifedir.

ŞAHSİ VAZİFELER

İnsanlar, kendilerine karşı da bir takım vazifeler ile mükelleftirler. Bu vazifelerin bir kısmı bedenlerine, bir kısmı da ruhlarına aittir. Başlıcaları şunlardır:

1- Beden Terbiyesi: 

Öyle ki her insan için maddi ve manevi temizliğe dikkat ederek zinde bir vücuda sahip olmak lâzımdır. Bir hadis-i şerifte:

“Kuvvetli olan bir mümin, zayıf olan bir müminden hayırlıdır” (Müslim; Kader:8; No:2664; 4/2052 – İbn-i Mace; Zühd:54; No:4168; 2/1395)

buyurulmuştur.

2- Sağlığı korumak: 

Sağlık büyük bir nimettir. Bu sebeple sağlığa zararlı şeylerden kaçınmak ve lüzum görüldükçe tedaviye ehemmiyet vermek lâzımdır.

Bir hadis-i şerife göre:

“Ölümden başka hiç bir hastalık yoktur ki tedavisi mümkün olmasın, yeter ki ilâcı elde edilsin.” (Buhari; Tıp:7; No:5363; 5/2153, Müslim; Selam:29; No:2215; 4/1735, Tirmizi; Tıp:5; No:2041; 4/385)

3- Zararlı perhiz ve rejimlerden kaçınmak: 

Müslümanlıkta ruhbanlık yoktur. Geceli ve gündüzlü aç durmak, helâl şeylerden nefsini büsbütün men etmek caiz değildir. İslâmiyetin emrettiği ibadetler, az yeme ve içmeler, normal bir halde olup hayatın gelişmesine pek fazla elverişlidir. Bunların aksine olan hareketler ise, hayata tesir edeceği, tembelliğe sebep olacağı için caiz olamaz.

Bir hadis-i şerifte:

“Nefsin senin matiyyen = bineğindir, artık ona merhamet ile muamele yap.”

buyurulmuştur.

4- Vücudu harap edecek şeylerden sakınmak: 

Müslümanlıkta içki haramdır. Herhangi bir uzvu kesin bir gerekçe bulunmaksızın kesmek haramdır. İntihar denilen cinayet de haramdır. Çünkü bunlar Hak Teâlâ’nın insana bir atiyyesi-ihsanı, bir emaneti olan hayata suikast demektir. Bu sebeple bu gibi haram olan şeylerden kaçınmak şahsî bir vazifedir. Aksi takdirde insan birçok pişmanlıklardan, azaplardan kurtulamaz.

5- İradeyi kuvvetlendirmek: 

İnsan sağlam, güçlü bir irade sahibi olmalıdır. Faydalı şeyleri bilip yapmalı, faydasız şeyleri de sadece onu bunu taklit etmek hevesiyle yapmamalıdır. İnsan bir kanaata, bir seciyeye sahip bulunmalı, hakkı kabul etmeli, haksız zararlı bir şeyi de herhangi bir menfaat ve başka birşey düşüncesiyle geçerli kılmaya çalışmamalıdır. Böyle bir hafiflik insana yakışmaz.

6- Aklı, zihni ilim ve irfan nurlarıyla aydınlatmak, kalbde faydalı, yüksek duyguları uyandırmak: 

Müslümanlıkta ilim ve marifet tahsil ederek aklı ve zihni nurlandırmak pek mühim bir vazifedir. İnsan akıllıca yaşamalı, daima hakikat arkasından koşmalıdır. Yanlış fikirlerden, aldatıcı sözlerden, yaldızlı muhakemelerden, zararlı törelerden, batıl inançlardan, adi duygulardan kaçınmalıdır.

Bir hadis-i şerifte:

“İnsanın dayanacağı şey aklıdır, aklı olmayanın dini de yoktur.” (Beyhaki, Şuabul İman; No: 4644; 4/157, Deylemi, Firdevs; No:4629; 3/217)

buyrulmuştur.

AİLEVÎ VAZİFELER

Aile hayatı, bir toplumun başlangıcıdır. Müslümanlıkta aile teşkilâtı pek önemlidir. Aile fertleri, başlıca karı ile kocadan ve bunların çocuklarından ibarettir. Bunların karşılıklı vazifeleri ise, şunlardır:

1- Kocanın başlıca vazifeleri: 

Hanımı ile güzel geçinmek, onu himaye etmek, onun nafakasını temin ederek, kendisine sadakattan ayrılmamaktır.

Bir hadis-i şerifte:

“Sizin hayırlılarınız, kadınları hakkında hayırlı olanlarınızdır.” (Tirmizi; Raza’:11; No:1165;2/386. İbn-i Mace; Nikah:50; No:1978; 1/636. Ebu Ya’la Müsned; No:5900; 5/258. İbn-i Ebi Şeybe; Edep:2; No:5; 6/88)

buyurulmuştur. Diğer bir hadis-i şerifte de:

“Kadınlara ancak kerim olanlar ikram, kötü olanlar da ihanet eder.” (Aclûni, Keşfu’l-Hafa; No: 1234; 1/386)

buyurulmuştur.

2- Kadınların başlıca vazifeleri: 

Kocasının meşru emirlerini tutmak, onun namusunu, haysiyyetini koruyup haline kanaat etmek israftan kaçınmak, ev hanımı olacak bir vaziyette bulunmaktır. Mes’ud bir halde yaşamanın birinci yolu budur.

3- Çocukların babalarına, analarına karşı başlıca vazifeleri: 

Onlara hürmet ve itaat etmektir, kendilerinin hayatlarına vesile olan, kendilerini senelerce bir muhabbet ve şefkatla kucaklarında beslemiş bulunan babalarına, analarına karşı “of” demeleri bile caiz değildir. Babasına, anasına bakmayan, onların meşru emirlerini dinlemeyen, onların îhtiyaçlı zamanlarında yardımlarına koşmayan bir çocuk hayırlı evlât olmak şerefinden mahrum kalır, toplumun fertleri arasında kıymetli bir uzuv sayılamaz, Hak Teâlâ’nın azabına müstehak olur.

Babalar hürmet, analar da yardım etmek bakımından önceliklidir. Bununla beraber ananın hakkı, babaya göre iki kattır.

Bir hadis-i şerifte:

“Cennet anaların ayakları altındadır” (Aclûni, Keşfu’l-Hafa; No: 1078; 1/335. Nesâi; Cihad:6; No:3104; 6/11: Beyhaki, Şuabu’l-İman; No: 7832; 6/178.)

buyurulmuştur.

Hayırlı çocuklar, yalnız babalarına değil, belki onlardan sonra onların dostlarına, kabirlerine de hürmette kusur etmezler. Çünkü bu hürmet de babaya, anaya hürmet kısmındandır.

4- Babaların ve anaların çocuklarına karşı başlıca vazifeleri:

Dünyaya gelmelerine sebeb oldukları bu yavrularını güçleri yettiği ölçüde beslemek, terbiye etmek, okutup bir kazanç yoluna sevketmektir.

Baba ile ana, çocuklarına karşı eşit derecede davranmalı, çocukları bakıp okşamak hususunda eşit tutmalıdır ki, aralarında bir gücenme, bir rekabet duygusu meydana gelmesin.

Ana ile baba, çocuklarına merhamet ile muamele yapmalı, kendilerini isyana sevk etmeyecek tarzda terbiyeye çalışmalı ve kendilerine karşı güzel bir fazilet örneği halinde bulunmalıdırlar. Dokuz yaşına giren çocuklarını kendi yataklarından ayırmalı, on üç yaşına girdikleri halde namaz kılmayan çocuklarını hafifçe dövmeli, on altı yaşına giren çocuklarını da mahzur yok ise, evlendirmeye çalışmalıdır. Salih çocuklar, Hakk’ın birer kıymetli ihsanı demektir.

5- Kardeşlerin başlıca vazifeleri: 

Birbirini sevmek, birbirine yardım edip hürmet ve şefkatta bulunmaktır. Kardeşlerin aralarında pek kuvvetli bir bağlılık vardır. Bunu daima korumalıdır. Hele büyük kardeşler, baba ve ana yerindedirler. Bunlara karşı büyük bir saygı göstermelidir.

Maddî bir menfaat yüzünden birbirine düşman kesilen kardeşler, iyi ruhlu kimseler sayılmaya layık olamazlar. Birbirine tutkun olan kardeşler, hayatta daima muvaffak olurlar.

Şunu da ilâve edelim ki hizmetçiler de aile efradından sayılırlar. Bunlara karşı da lütuf ile, gönül alıcı muamelede bulunmalıdır, kendilerine güçleri yetmeyecek işleri yüklememelidir.

Hizmetçiler de insanlık bakımından efendilerine müsâvidirler. Bunların da mümkün mertebe terbiyelerine, güzelce yaşamalarına bakmalıdır, kusurlarını affederek kendilerini güzel bir tarzda ıslaha çalışmalıdır.

SOSYAL VAZÎFELER

Malûmdur ki, insanlar yaratılış itibarıyla medenîdirler, toplu bir halde yaşamak ihtiyacındadırlar. Bunun için aralarında karşılıklı bir takım vazifeler bulunur, bunlara riayet edilmedikçe toplum hayatı devam edemez, hiç bir işte intizam bulunamaz. Bunların başlıcaları şunlardır:

1- Toplum fertlerinin hayatına riayet: 

Her insan yaşamak hakkına sahiptir. Hiçbir kimsenin hayatına haksız yere kasdedilemez. İslam dininde bir insanı haksız yere öldüren, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Bilâkis bir insanın yaşamasına yardım eden, bütün insanları yaşatmış gibi sayılır.

2- Fertlerin hürriyetlerine riayet: 

ALLAH Teâlâ, insanları esasen hür olarak yaratmıştır. Hiçbir kimse gayrimeşru bir sebeple esir edilmez. Şu kadar var ki, hürriyetlerin dairesi muayyendir, her insan her istediğini yapmak selâhiyetine sahip olamaz. O zaman toplumun hürriyeti mahvolur gider. Herhangi bir sebeple esarete düşmüş kimseleri hürriyetlerine kavuşturmak ise, müslümanlıkta büyük bir hayır sayılmaktadır.

3- Fertlerin vicdanlarına riayet: 

Vicdan, ilâhi bir kuvvettir, ruhun bir hususiyetidir. İnsan bozulmayan bir vicdan sayesinde iyi şeyler ile kötü şeylerin aralarını ayırmaya gücü yetebilir. Vicdanların kıymetleri dışarıdaki eserlerinden anlaşılır. Fena harekette bulunan bir insanın iyi bir vicdana sahip olduğunu iddiaya hakkı olamaz.

Müslümanlık, bütün insanların hidayetini, saadetini arzu eder, temiz vicdanlara büyük kıymet verir. Kirli vicdan sahiplerinin de hallerine acır, kendilerini irşada çalışır. Fakat hiç bir kimsenin vicdanına başkalarının musallat olmasına cevaz vermez, insanlar, birbirini hayır dileyici bir tarzda uyandırmaya, ıslaha çalışırlar. Birbirinin vicdanına tahakküm edemezler. Vicdanları görüp gözeten, ancak ALLAH Teâlâ’dır. Herkesi vicdanındaki duygularından dolayı taltif veya azap edecek olan ancak Hak Teâlâ’dır. Yalnız şunu da ilâve edelim ki, fena vicdanları ıslâh için yapılacak hikmetli ihtarları, tavsiyeleri vicdanlara birer tecavüz mahiyetinde saymak doğru değildir.

4- Fertlerin ilmî kanaatlerine riayet: 

Müslümanlıkta onun bunun fikrine, ilmi kanaatine tecavüz edilmesi caiz değildir. Şu kadar var ki, herhangi fikrin veya kanaatin doğru olup olmadığına dair yine ilmî bir tarzda mütâlaa yürütülebilir. Çünkü bir hakkın ortaya çıkması, ancak bu sayede mümkün olur, bir batılın hayırsızlığından toplumun kurtulabilmesi de yine bu sayede mümkün bulunur.

5- Fertlerin namus ve haysiyetlerine riayet: 

İslâm dininde herkesin namusu, haysiyeti tecavüzden korunmuştur. Böyle bir tecavüz ağır bir cezayı gerektiricidir. Bunun içindir ki, müslümanlıkta gıybet, iftira, alay etmek, sövüp saymak kesinlikle haramdır. Başkalarının namusuna, haysiyetine hürmet etmeyen kimse, namus ve haysiyet duygusundan mahrum, toplumun mukaddesatına musallat bir canavar demektir.

6- Fertlerin mülkiyet haklarına riayet: 

Müslümanlıkta herhangi bir kimsenin mülküne, tasarruf hakkına tecavüz etmek haramdır. Herkesin kazancı kendisine aittir. Herkesin meşru malları tecavüzden korunmuştur. Toplumun ilerlemesi, medenî bir halde yaşayabilmesi, ancak bu korunma sayesinde mümkün olur. Bir toplumu teşkil eden fertlerin servet ve meslek itibariyle farklı derecelerde bulunmaları, hikmet ve toplumun maslahatı menfaatı gereğidir. Herkes hakkın kısmetine razı olmalıdır, herkes meşru şekilde çalışıp servet sahibi olmalıdır. Temiz bir toplum hayatının başka şekilde devamına imkân yoktur.

Ömer Nasûhî BİLMEN (İslam İlmihali) 

Bunu paylaşınız

İlginizi Çekebilir

Hz. Peygamberin (asm) Allah’ı Zikredişi

Peygamberimiz Aleyhisselâmın Allah’ı Zikredişi Asım Köksal (rha)  Hz. Aişe: “Resûlullah Aleyhisselam her vakitte Allah’ı zikrederdi” …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Bunları Biliyor musunuz?, Makaleler, Ramazanlık
Risale-i Nur’da ‘Nefs’ kavramı

Risale-i Nur’da nefs-i insaniye Baki ÇİMİÇ Allah Teâlâ, Kur'an-ı Kerim'de Yusuf (a.s)'ın dilinden nefsin kötülükleri …

Kapat