Ana Sayfa / Yazarlar / Vefa Yokuşunda Cenazeler Ortada Kalır / Mustafa ORAL

Vefa Yokuşunda Cenazeler Ortada Kalır / Mustafa ORAL

VEFA YOKUŞUNDA CENAZELER ORTADA KALIR

Vefa, İstanbul’un yokuşlarıyla ünlü bir semtidir. Şeyh Vefa hazretleri burada medfundur. Şeyhin kabri olsa da Vefalılar vefanın, Şey Vefa’nın ve Vafi olan Rabbimizin kadrini tam bilmiyor. Mehmed Âkif, kızının nikâhına Ali Şevki’yi de davet eder. Ali Şevki ihtiyardır. Yokuşu çıkışının vakit aldığını söyler. Âkif taşı gediğine koyar: Hangi Vefâ Yokuşu’ndan bahsediyorsun? Şimdiki nesil, o yokuşu çoktan düzledi.

Bediüzzaman da Mehmet Akif gibi vefalı dostlarıyla bir dönem Vefa’da sefa içinde yaşar. Vefa ile vefat kardeştir. Vefasızlığın olduğu yerde vefat vardır. “Allah’ın Sadık Kulu” Üstad da “Dostlardan ayrılık olmasaydı ölüm yol bulup gelemezdi aramıza” diyerek dostlara sarılır. Ne var ki bir dostunun vefasızlığı onu yorar, dünyaya küstürür. O günden sonra dünya ona vefa etmez. İstanbul’dan ayrılır. Ankara ve Van’dan sonra 1926’da Barla’ya gelir. Barla Sıddıkları dediği vefalı dostlarıyla tekrar hayata bağlanır.

Çağın sahabeleri: Barla Sıddıkları

İhlâslı kul vefalıdır. Sözüne sadıktır. İhlas abidesi Bediüzzaman dostlarını “aziz, sıddık, vefadar, sadakatli” gibi ibarelerle selamlar. Kucakladığını bırakmaz. Bıraktığında ruz-u mahşerde yüzüne bakmaz.

Barla, Medine’si olur. Çok güzel günler geçirir. Ne var ki 8 yıl sonra sürgün edilir. Serbest bırakıldığında vefasını gösterir; köyü yerine Barla’ya döner. Hz. Mustafa (sav) da Mekke’yi fethettikten sonra Medine’ye dönmemiş midir?

Isparta’da Risaleleri neşreder. Bunun için Isparta ve havalisini taşıyla, toprağıyla sever. “Isparta hükümeti bana ceza verse, başka vilâyet beni beraat ettirse, yine burayı tercih ederim” der.

Süleyman, şiddet ve zulmün koyulaştığı bir dönemde Üstadla tanışır. Kelle koltukta, kefen boyunda, ölümle koyun koyuna hizmet eder. Barla Sıddıklarıyla sabahlara kadar kapısında nöbet tutar. Hz. Ebu Bekir (ra) “anam, babam sana feda olsun ya Resulallah” dediği için ‘Sıddık’ olur. Süleyman da “evladım sana feda olsun Üstadım” diyerek ‘Sıddık’ unvanını alır, çağın Ebu Bekir’i olur. Bahçesini tahsis eder. Cennet Risalesi telif edilir. Bahçe “Cennet Bahçesi” olarak anılmaya başlar. Süleyman sadakat ve vefasıyla tarihe geçer. Risale cüzlerine, Üstadın dualarına girer. Dünyadayken cennette gezer.

Üstad 18 yıl sonra Barla’ya geldiğinde kendisini bir daha görmeye ömrü vefa etmemiş vefalı dostu Mustafa Çavuş’un evinin önüne gelince gözyaşlarına hâkim olamaz. Mustafa’nın dallarına köşkçük yaptığı, Üstadın da sabahlara kadar dualar ettiği çınar ağacına Mustafa gibi sarılır. Ağaca kendinden ruh verir. Bir dalını on bin altına değişmem, der. Sonra Nur’un ilk dershanesine girer. Eski günleri hatırlayarak hıçkırıklarla ağlar.

Eşyaya ruh veren insandır

İnsanlar, ağaçlar, karıncalar, kediler, tavuklar, fareler gibi eşyaları da dost edinir. Selahaddin Çelebi kaşığını eski olduğu gerekçesiyle atınca gücenir: Bunu nasıl yaptın? Beni otuz yıllık arkadaşımdan nasıl ayırdın? O benim için çok kıymetlidir, derhal bul, getir!

Abdullah Gayretlioğlu’ndan kaşığını tamir etmesi istenir. Kaşık kaynak tutmaz. O da on kuruşa yenisini alır. Üstad sitem eder. ‘Kardaşım sen bilmiyor musun? Bu kaşık benim kırk yıllık arkadaşımdır” der. Bunun üzerine tamir edip Üstada getirir. Üstad memnun olur. On kuruşluk kaşığa yirmi beş kuruş tamir ücreti verir.

Dost elbisedir. Gün gelir eskir. Hakiki dostluklar ise sonsuza kadar yeni kalır. Bir gün Hafız Mustafa Üstada gömlek hediye eder. Eskiyinceye kadar giyer. Giyilemeyecek hale gelince parçalarını yama yapar. Mustafa’nın akrabası ziyaretine geldiğinde “Bu, Mustafa’nın hediye ettiği gömleğin parçasıdır!” der. Dost dediğin hatırasını sonuna kadar yaşatır.

Eşyaya anlam katan mekân ve insandır. Üstad “Görmediğim hiçbir şeyi yazmadım” der. Emevi Camiinde Hz. İsa (as) ile görüşür. Horhor Camiinde Hz. Ebu Bekir’le (ra) zikreder. Mus Mescidinde Hz. Ali (ra) ve Geylani (ra) ile sohbet eder. İhtimal ki Hz. Ebu Bekir’in (ra) eli o kaşığa, Hz. Ali’nin (ra) omzu o gömleğe dokunmuştur. Onların aziz hatırasını korumak için hep yanında olmasını ister.

Şehitler vefat etseler de vefalıdır

Esaret yıllarında Rusya’da Tatar mahallesinde kalır. Tatarlar çok misafirperver davranırlar. Esaretten kurutulmasına, bir anlamda Risalelerin yazılmasına vesile olurlar. Bundan dolayı onları beş vakit duasına dâhil eder. Hatta kendini zehirleyen Afyon Savcısını Tatar olduğu için affeder. Gün gelir, bu şekilde verilen zehirlerle şehiden vefat eder.

Şehidin dünyadaki tasarrufu devam eder. Vefa asr-ı hazırın ihmal ettiği duygulardan biridir. (BSN) Fakat Bediüzzaman ve talebeleri birbiri için seve seve canlarını feda ederler. Yeğeni Ubeyd, Üstadın yanında Üstad yerine şehit olur. Üstad üç aylık mesafede esarette bulunduğu zaman, kabrini bilmediği halde, bir rü’ya-yı sadıkada, taht-el arz bir menzil suretindeki kabrine girer. Onu şehidlerin hayat tabakasında görür. O, Üstadı ölmüş bilmektedir. Üstad için çok ağladığını söyler.

Binbaşı Asım dualarından istifade etmek için Üstadından önce vefat edip cennet kapısında beklemek ister. Nihayet cennetin kapıları aralanır. 1935 yılında gözaltına alınır. “Doğruyu söylesem Üstadım zarar görecek, yalan söylesem askerlik mesleğimin şerefine yakışmaz. Yâ Rab, canımı al” diyerek ruhunu teslim eder. “İstikamet şehidi” olur. Halk korkudan yaklaşamaz. Cenazeyi eşi yıkar. 5-6 kişi kabre koyar. Geylani’nin ve Üstadın kitaplarına aldıkları Asım’a bile vefasız davranılmışken günümüz insanından vefa beklemek fazla iyimserliktir. Nitekim şimdi de ortalık canlı cenazeden geçilmiyor. Varsın dostlar vefa etmesin. Biz Asım olalım. Öyle bir hayat yaşayalım ki Asım’ın, Geylani ve Bediüzzaman’ın kitabına girdiği gibi biz de kalplerine girelim.

Üstadının acılar içinde kıvranmasına dayanamayan Hafız Ali, Rabbinden onun yerine kendini huzuruna almasını ister. Duası kabul edilir. Üstadı zehirleyenler onu da zehirler. Bir-iki gün içinde Üstadı yerine şehiden vefat eder.

Hasan Feyzi âşık şakirt şairdir. Üstad Denizli’den ayrılınca dayanamaz. Canını kurban etmek ister. Duası kabul edilir. O da şehiden vefat eder. Değil mi ki vefa eden vefat etmez, şehitler ölmez.

Üstad kendisi için canlarını feda eden Hafız ve Hasan’a vefasını gösterir. Nerede olursa olsun her sabah kabirlerine gelip o gün hâsıl olan sevaplarını bağışlar.

Hz. Mustafa’nın (sav) Hz. Enes’i (ra), Üstadın Ceylan Çalışkan’ı vardır. “Seni dünyaya vermeyeceğim Ceylan. Yoksa ömrün az olur” der. Ne var ki Ceylan hikmete binaen gerektiği şekilde vefa gösteremez. Ticarete girer. Otuzüç yaşında şehiden vefat eder.

Dost dünyada sahip çıkan, arkadan dua edendir. Arkamızdan dua edecek Bediüzzaman gibi dostlar edinelim.

Yazar : Mustafa ORAL

Mustafa Oral, 1974’te Balıkesir’de doğdu. Gazi Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi İşletme bölümü mezunudur.
Değişik gazetelerde deneme ve makale ürünleri yayımlayan yazar, hikâye ve şiirlerini Esma, Elif, Genç Yorum, Karakalem, Köprü, Yedi İklim, Hece, Dergâh, Kelime, Aryaevi, Kırklar, Okuntu, Polemik, Edebi Pankart ve Değirmen dergilerinde neşretti.
Kitap Haber dergisinde kitap eleştirisi yazıları yayımladı.
Kelime ve Aryaevi dergilerinin editörlüğünü yaptı.
www.hicbisey.com ve “Denizli Nur” Facebook sayfası editörüdür.

Yayınlanmış Eserleri
Sana Aşktan Soruyorlar: De ki (Hikâye - 2003)
Aşktan Öte Bir Yol (Hikâye - 2006)
Aşk İçre Rüyalar (Hikâye -1. Baskı 2014 Şubat, 2. Baskı 2014 Mayıs)

Tüm Yazıları Göster

İlginizi Çekebilir

İktisada Dair Kısa Hatıralar

İktisad’a dair, Tahiri Mutlu Ağabeyin hizmetinde bulunmuş Mahmut İşgören Ağabeyden muhim notlar; Üstad ve ağabeylerden …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Yazarlar
Vahidiyet-Ehadiyet Hakikatından Bir Kokucuk / Ahmet KATIN

VAHİDİYET - EHADİYET Nurlarda çok istimal edilen ve çok ehemmiyet verilen bir meseleye dair hayalime …

Kapat