Ana Sayfa / HABERLER & Yorumlar / Dünyada ve Türkiye’de Yılbaşı kutlamalarının geçmişi

Dünyada ve Türkiye’de Yılbaşı kutlamalarının geçmişi

Yılbaşı Nedir, Yılbaşı Neden ve Ne Zaman Kutlanmaktadır?

Dünyada Yılbaşının Tarihçesi

Hayvancı Orta Asya toplumlarında koyun ve at sürülerine yıl kökünden yılla denmesi, aynı kökten yılsığ sözcüğünün servet anlamına gelmesi, yıl sonunda doğan yavruların serveti oluşturduğunu ve zamanın döngüsel olarak anlaşıldığını ortaya koyar. Germenlerde de yıl ve bolluk tek sözcükle, ar olarak ifade edilirdi. Fransızcada heureux (mutlu) sözcüğü heur’den (talih, baht) gelir, bunun da kökü heure yani saat’tir.

Bilinen en eski yılbaşı törenleri, Babillilerin Mart ayının sonlarında kutladıkları ve on bir gün süren bahar bayramlarıdır ve yılbaşıyla aynı ‘ gün başlar. Romalılar da yılbaşıolarak baharın başlangıcı kabul ettikleri Martın 25’ini benimsemişlerdi. Roma imparator ve üst düzey görevlileri görev sürelerini uzatmak için takvimle o kadar oynadılar ki, IO 153 yılında Roma senatosu takvimi yeniden düzenlemek zorunda kaldı ve yılbaşını 1 Ocak’a aldı. Takvimde bundan sonra yapılan düzenlemeleri düzeltmek için IO 46 yılında Iulius Caesar bu yılı 445 güne uzatarak yılbaşını tekrar 1 Ocak’a getirdi.

Hıristiyanlığın yayılıp güçlenmesiyle Roma Imparatorluğu’ndaki yılbaşı kutlamalarına karşı Katolik Kilisesi kendi kutlama anlayışını getirmek istedi, 1 Ocak’ı İsa’nın sünnet günü olarak kabul etti. Ancak ortaçağda yılbaşı ingiltere’de 25 Mart’ta, Fransa’da astronomik olarak 22 Mart’la 25 Nisan tarihleri arasına rastlayan Paskalya Yortusu’nda, italya’da 15 Aralık’ta, îber Yarımadası’nda ise 1 Ocak’ta kutlanıyordu.

Amerika’da Iroquois Kızılderilileri yeni yıl arifesini, maskeler ve değişik kıyafetler içinde her şeyin kırılıp döküldüğü tam bir zamanın alt üst edilmesi örneği olarak kutluyorlardı. New Yorkluların arife kutlamalarını aynı çılgınlıkla sürdürmeleri sonucu 1773 kutlamaları sonrasında yılbaşı arifesinde havaifişekler ve her türlü patlayıcı ile ateşli silahların kullanılmasını yasaklayan bir düzenleme getirilmişti.

Philadelphia’da gelenekselleşen ve başı çeken Kral Momus’un adından Mummers Geçiti olarak adlandırılan arife kutlama yöntemi ingiliz, Alman ve isveç geleneklerinin bileşimidir. Kılık değiştirmiş biçimde kapı kapı dolaşarak para veya çeşitli ikramlar istenen geleneğin kökeninde maskeli biri (‘şampiyon’, eski törenlerde ‘tanrı’) sahnelenen dövüş oyunuyla öldürülür ve yeniden (doktor, eskiden başrahip olarak) dirilir.

Koç katımından yüz gün sonra çobanların çeşitli hayvan kılıklarına girerek oba oba dolaşıp türküler söyleyerek sürü sahiplerinden armağanlar aldığı ‘saya’ adı altında toplanabilecek ritüeller, Trabzon’da aynı mantıkla çocukların ‘kalandar’ oyunları, Nasturilerin, kız ve erkeklerin, Yortu Gelini seçerek her evin kapısını çaldığı ve evlerden aldıkları yiyeceklerle pikniğe gittikleri, salıncak kurulup büyük küçük herkesin sallandığı 6 Ocak Yükseliş Yortusu, bahar bayramları yanında, kış ritüellerinin de Anadolu folklorunda yer bulduğunu ve kökenlerinin Germen gelenekleriyle ortak öğeler içerecek biçimde, çok eski zamanların evrensel anlayışına uzandığını göstermektedir. Gerçekten Çin’de de yaz gündönümünde özellikle genç kızların salıncakta sallanarak eğlenmelerine izin verilir, bu sallanış uzun ömür duasını simgelerdi.

25 Aralık’ta isa’nın doğum günü olarak kutlanan Christmas veya Noel günü, Kilise’nin, İsa’nın doğum gününün kutlanmasına karşı olmasına karşın, pagan Roma’da tarım tanrısı Saturnus ve Hıristiyanlığa karşı ciddi bir rakip haline gelen Mitracılığın güneş tanrısı Mitra’nm doğum günü kutlamalarına baskın çıkma gayretiyle benimsediği bir gün olarak ortaya çıkmaktadır. 337 yılında imparator Constantinus’un vaftiz edilip Hıristiyanlığı devlet dini yapmasından sonra 25 Aralık kutlamaları devamlılık kazanmış ve 354 yılında Roma piskoposu Liberius’un İsa’nın doğum gününün kutlanabileceği kararıyla resmileşmiştir. Yılbaşı kutlamaları laikleş-tikçe, yüzyıllardır çeşitli geleneklerin birleşimiyle Noel törenlerinin parçası haline gelmiş âdetler de yılbaşı âdetlerine dönüşmüştür. ‘Modern’ yılbaşı kutlamalarının zaman ve biçim olarak şehirlere girip bütün toplumsal katmanlarda yaygınlaşması Fransa ve Amerika kaynaklıdır.

kulturelbellek.com

***

Osmanlı toplumu yılbaşı kutlamalarını, 1829 yılında İngiltere elçisi Haliç’teki bir gemide verdiği baloya kazasker, serasker gibi devlet adamlarını davet edince, diplomatik bir zorunluluk olarak tanımıştır. İstanbul’un gayri Müslim semti Pera’da yapılan kutlamalara ise Müslümanların da sessizce katıldığı Refii Cevad, Refik Halid, Ahmed Rasim, Ercümend Ekrem’in anılarında görülebilir. 1926 yılında Tayyare Piyangosunun yılbaşı çekilişi düzenlemesinden sonra 1929’da devletin üst kademesinin verdiği Yılbaşı Balosuyla, yılbaşının kutlanacağı anlaşılmıştır.

☆☆☆

Yılbaşı kutlamaları nasıl sokulmuş memlekete? 

Hıristiyan miti olan Noel ile, bu mitin oluşturduğu bir kahraman olan Noel Baba’nın, Türk sosyo-kültürel yaşantısına girişini gördüm gazete tünelinde. Fatma Toksoy yazdı..

Yılbaşı kutlamaları nasıl sokulmuş memlekete?

Gazete tünelindeyim. 1950, 1940, 1941, hatta 1936, hatta hatta 1929-1920’lerdeyim. Eski dazeteleri görmek ve taramak çok zevkli. Neler var neler… Onlara bakıp incelerken yazımı yazmayı unutuverdim. O kadar büyülü bir dünyaymış anlayacağınız. Yazımı bile bana unutturacak kadar esrarengiz ve büyülü bir dünya… Aralık-Ocak sayılarını inceledim farklı farklı yıllara ait gazetelerin… Her yeni yıl öncesi ve sonrasında gazetelerdeki yayınlara baktım. Hıristiyan miti olan Noel ile, bu mitin oluşturduğu bir kahraman olan Noel Baba’nın, Türk sosyo-kültürel yaşantısına girişini gördüm gazete tünelinde.

Aslında ağır ağır da girmemiş ülkemize yılbaşı-Noel ve Noel Baba… Davet edilmişler kibarca ve onlar da seve seve icabet etmişler bu davete… Davet edilmişlerdi çünkü Cumhuriyet’le beraber yüzümüzü Batı’ya çevirip Avrupalıların yaşantısını örnek alır olmuştuk. Hakimiyet-i Milliye yazarı Yakup Kadri (Karaosmanoğlu) bir makalesinde yeni yaşantıyı şöyle anlatır: “Cumhuriyetle birlikte yeni rejim kimliğini Batılılaşmakta, siyasetini Batı’nın genel siyaseti içinde aramıştır. Yeni kimliğin, yeni bir yaşama şeklini de beraberinde getirmesi kaçınılmazdır. Bu yeni yaşama şekli elbette Batılılarınki gibi olacaktır. (Hakimiyet-i Milliye, 1 Haziran 1929)

Artık Avrupalılar gibi yaşamaya başlamıştık yapılan devrimlerle ve gazetecilerin, devletin hummalı çalışmalarıyla… Artık halk kendileri gibi değil de kendilerine sunulan bir hayat tarzını yaşayacaktı; istemeden veya isteyerek veya gazetelerin, mecmuaların propogandasıyla, medyayla zihinlerine boca edilerek, kodlanarak…

“Hiçbir şeyimiz eksik değildir. Yalnız iki şeye ihtiyacımız var. Hayat ve zevkte tam ve som Avrupalı olmak, yahut bu Avrupalı Türklerin adedini artırmak ve bilhassa bu çeşit ihtiyaçları vatandaşlarda yaratmak.” (Hakimiyet-i Milliye, 3 Temmuz 1929)

İhtiyaç haline getirilen ilk şeylerden biri danstı. Önce dans akademileri, kursları açıldı, ilerleme adına. Sonra balolar başladı. Kızlı-erkekli balolar. Cumhuriyet baloları, milli günlere has balolar derken, iş yılbaşı balolarında düğümleniverdi. Yılbaşında şiirlerle manilerle dans edildi:

“Fırak: Kuyruklu çeket

Giy, baloya git, danset.” (Hakimiyet-i Milliye 9 Kanunusani 1929)

Erkekler hanımları Avrupai bir reverans yaparak dansa kaldırmaktaydı artık:

“Reverans eder artık

Smokin giyer artık

Baloya gider artık…” (Hakimiyet-i Milliye 7 Kanunusani 1929)

Gazi’ye ve Şanlı İsmet’e bağlıyız diyerek yılbaşı destanları ünlediler:

“Kolumda danseden “Josefin Berker”

Tam yerli malı bir peri peyker

Çarliston oynadık hep çifter çifter

Çam devirmedik de viski devirdik

Yaşasın Yeni bar, Hamdi Emin bey,

Fikret hem çekti, gönülden hey hey

Gelecek yılbaşı için sürdük pey

Eğlence babında o gece birdik” (Hakimiyet-i Milliye 4 Kanunuevvel 1929)

Balolar devlet eliyle desteklenmekteydi. Atatürk’ün, 31 Aralık 1929 tarihinde Hariciye Köşkü’nde verdiği balonun resimleri süslemekteydi gazeteleri. Ancak ilk balo daha önceleri, 1925 yılında verilmişti İzmir’de… İlk Cumhuriyet balosunu, Dr. Doğan Duman bize şöyle aktarır: “Cumhuriyet’in kurulmasından sonra ilk balo, 1925 yılı Eylül’ünde, İzmir’de düzenlendi. Mustafa Kemal’in isteğiyle, sadece Müslüman erkek ve kadınların bulunduğu bu küçük eğlence toplantısı aslında bir devrimdi. Çünkü İslâmî kuralların geçerli olduğu Türk toplumunda, iki ayrı cinsin özgürce arkadaşlık etmeleri ve yabancı bir ortamda birlikte bulunmaları yasaktı.” Dr. Doğan Duman’dan 60 yıl sonra, İlber Ortaylı da, şu tesbiti yapacaktır: “Türk hayatında balo, kadınlı erkekli yemek, danslı müzikli yerlere gitmek gibi bir yenilik, yılbaşı geceleri sayesinde hızlandı.” ( Lütfi Tınç, Yılbaşı Baloları, Popüler Tarih, Ocak 2003, yıl: 3, sayı: 2003/29, s.s. 54-57.)

1930’lu yıllarda Coca Cola reklamlarının sevimli(!) yüzü tonton ihtiyar Noel Baba çizgiye ve beyazlı-kırmızılı renklere bürünüp gazetelerimizde de boy gösterir oldu. Hatta hurafelerden dem vuran bir karikatürün Noel Babayı da göstermesi manidardır, Amca Bey’in. Noel Baba’yı hurafelerden de saymayan, yeni çıkan adetlerimizden sayıp eğlence unsuru olarak gören bir zihniyet ve oturtulmaya çalışılan Noel Baba ve Noel-Yılbaşı kutlamaları. (Akşam, 30 Kanunuevvel 1933, s.1)

Aynı Amca Bey 1931 yılında da ziyaret etmiştir beynimizi yine Noel Baba’yla. Akşam 31 Kanunuevvel 1931 günkü gazetede karısının gece yarısı olmasına rağmen yatmayan kocasına “Noel Baba’nın hediye getirmesini mi bekliyorsun sen de!” diyerek sorması üzerine cevaben Amca Bey’in sözüm ona güldüren esprisi gelir: “Hayır efendim hayır bu züğürtlük günlerinde Noel Baba gelip evi tamtakır soymasın diye bekliyorum.”

Amca Beyler bize sırf Noel Babayı kodlayabilmek için o gece yılbaşı balolarına gitmemiş anlaşılan. Günlerce yılbaşı baloları ve kutlamalarının yapılacağı mekânların reklamları devam etmektedir oysa.

(Akşam 31 Kanunuevvel 1931)

(Ulus, 31 Sonkanun 1935, Salı s.3)

(Akşam, 30 Kanunuevvel 1932, s. 12)

Eğlenceye içkiye, zevk u sefaya teşvik eden şiirler yazılarla propoganda layıkıyla yapılmaktaydı. İşte 1932 yılı akşam gazetesinde bir şiir…

Yine Akşam gazetesi ve sayfada nükteler var:

“İmsete sordum:

-Noel Gecesi için çam hazırladın mı?

-Hayır devirdiğim çamları düzeltmekten vakit bulamadım.” (Akşam 31 Kanunuevvel 1931)

Noel gecesi ve yılbaşı kelimeleri aynı sayfada kullanılarak yapılan güzel bir bombardıman!!!

Bu arada çocuklar da unutulmuyor. Londra’da yılbaşı gecesi hazırlanan bir balodan söz ediliyor dans eden çocuk resimleri eşliğinde.

(Akşam 31 Kanunuevvel 1931)

Yılbaşı gecesi geçtikten sonra da ertesi gün çarşaf çarşaf yayınlanıyor yılbaşı balolarının ve yılbaşı gecesinin güzel ve eğlenceli geçtiği… Millet hayran hayran okuyor, ağzının suyu akarak… Öyle coşkulu geçiyor ki yılbaşı gecesi her sene aynı coşku artarak devam etmekte… İşte birkaç örnek…

(Ulus, 2 Sonkanun 1936, s. 2)

(Vatan, 1 İkincikanun 1941)

(Cumhuriyet, 25 Aralık 1948, s. 1)

1950’li yıllarda devam ediyor yılbaşı ve Noel’in zihnimize kazınma eğlencesi: İtalyan adetlerinden bahsederek Noel günü şarap hediye edilmesi kazınıyor gönüllerimize. Aynen şöyle deniyor: Otomobil kullananların işaret memurlarına (Sanırım trafik polisi kastediliyor burada) hediye vermesi İtalya’da adetti. Bu adet şimdi Fransa’!ya da geçmiştir Yukarıda bir otomobil sahibi işaret memuruna bir şişe şarap hediye ederken görülüyor. (Akşam, 2 ocak 1950, s. 3)

(Akşam, 2 ocak 1950, s. 3)

Daha bitmedi… Biz Noel anneleri 1980’lerden sonra görmüştük ama aslında 1950’li yıllarda gazetelerde poz veren Noel anneler varmış. Resmin altında aynen şunlar yazmakta. İfadelere, kelimelere lütfen dikkat ediniz: “İngilizlerin çok sevilmiş film yıldızı Diana Dors, aynı zamanda 18 yaşında çok yaramaz bir kız olarak tanınmıştır. Yukarıdaki resimde onu 1954’ün Noel Babası kılığında görüyorsunuz. Şimdiden sonra hiçbir hediye getirmeseler de bütün Noel Babaların böyle olmasını isteyenler herhalde az değildir.” (Akşam, 1 ocak 1954, s.1)

Bitmedi, bir Noel Baba daha var ki bebekleri susturmakta pek mahir!? Bebek, Noel Baba kılığında muhteşem bir güzel ve ren geyiği, kar ve hediyeler. Bu arada bu güzelimiz kara da bir hayli dayanıklı hani… Hiç üşümüyor!? Bebeğin ağlamasını şöyle anlatıyor, yine ifadeleri ve kelimeleri nazar-ı dikkatinize sunuyorum efendim: “Resimde sıcak gözyaşları dökerek ağlayan bir çocuk görülüyor. Annesine sorarsanız ya karnı ağrıyor ya dişi çıkıyor da ondan diyecektir. Halbuki yavrunun, çok mübhem ve mütereddit bir devirde dünyaya geldiğini hissetmeye başlayarak ağladığı da pekala muhtemeldir. Susturmak için diğer resimdeki asri Noel Babanın (Esther Williams) ona beraberindeki hediyelerinden birini vermesi kâfi.” (Akşam, 29 aralık 1950, s.3)

Bu arada neşredilen yazılar, makaleler, şiirler öyle çok ki bir kaçını verdim şiirlerden sadece. Romanlar, hikayeler, denemeler var. Mesela 31 Aralık 1950 yılı Yeni Sabah Gazetesi 4. sayfada yayınlanan “Arı” müstear isimli yazara ait bir Pazar sohbeti. Başlığı ise “Yılbaşı ve Kumar”. Bunun gibi pek çok mini hikaye, sohbet, yazı, eleştiri ve incelemeler yer almakta gazetelerde. 70’li yıllarda artık bu yazılara Yılbaşı Yemek Tarifleri kitapçıkları veya ekleri veya yazıları da katılacaktır. Bu arada, pek çok ünlü kişinin de gazete ve dergilerdeki yazılarına rastgeldim. İşte araştırmam esnasında yolumun üzerine çıkanlar: Halit Kıvanç’ın “Çuvalı Delik Noel Baba” yazısı. Siyasetle karışık bir Noel tadında Noeli yerleştiren bir başlıkla…Ocak 2002 yılında Bütün Dünya Dergisi 41. Sayfada yayınlanmış. Peki, siz Nazım Hikmet’in de Noelle ilgili bir hikâyesinin olduğunu biliyor musunuz? Yine Haziran 2003 yılında Bütün Dünya dergisinde, Demir Aytaç, Nazım Hikmet’i tanıtan yazısından sonra yayınlamış hikayesini. İsmi “Noel Baba”

Aynı dergide Muzaffer İzgü’nün de öyküleri var. Bütün Dünya Dergisi Ocak 2009 sayısında “Noel Baba” ve Aralık 2011 sayısında “Noel Anne” isimlerinde.

Bir de bizi Noel Babaya inandırmak için uğraşanlar var. Mesela Tercüman Gazetesi yazarı Ayhan Hünalp, Noel Baba’nın varlığına kesin gözüyle bakarak onun varlığını adeta kendine göre kanıtlamıştır. “Noel Baba, 342 yılında Patara’da doğmuştur. Çeşitli mucizeler göstererek (mesela vaftiz edildiği leğenden ayağa kalkarak Allah’a şükretmesi, Hıristiyanlar’ın oruç günlerinde ve her Cuma annesinin sütünü emmeyerek perhiz yapması) bir aziz olmuştur. Darda olanlara yardım etmiştir, hatta bu işi iki kere üst üste 26 Aralık’ta yaptığı için adı “Noel Baba” olmuştur.” (!) (Tercüman, 30 Aralık 1958, s.3.)

Steven E. Hegaard, “Noel Baba geleneği” olarak adlandırdığı her türlü ayrıntının Demre’deki Saint Nicholas Kilisesi tarafından temsil edildiğini söyleyerek Noel Babayı sevimli bir aziz olarak tanıtıp, kemiklerinin Demre’den İtalya’ya kaçırılışına kadar hayatını hikaye ederek anlatmıştır. (Steven E. Hegaard, “1979 Çocuk Yılı Dolayısıyla ve Çocuklara Yardım Sembolü: Anadolulu Noel Baba.”, Türk Folklor Araştırmaları, cilt: 18, Sayı:, 354, Yıl:30, Ocak 1979, s.8544-8545.) Bu makalenin hemen ardından da Mehmet İ. Tunay, “Noel Baba Kimdir?” isimli makalesinde Noel Baba’yı bizden biri olarak tanıtmıştır. Sonra da eline bir pankart tutuşturarak güzel bir propoganda yapmıştır bizlere… Bunu da çizgilerle ifade ederek yazısının içinde yayınlamıştır. Bu resimde Noel Baba kimliğini açıklamaktadır. (Mehmet İ. TUNAY, “Röliklerin Bir Bölümü Yurt Dışına Kaçırılan: Noel Baba Kimdir?”, Türk Folklor Araştırmaları, cilt: 18, Sayı:, 354, Yıl:30, Ocak 1979, s.8546.) .

Romanlarda, hikâyelerde bahsedilen anlatılan özendirilen nakış nakış işlenen Noel, Noel Baba ve Yılbaşı…Yakup Kadri, ‘Ankara’ romanında şöyle anlatmakta: “Bu kış, Noel ve yılbaşı balolarına Ankara’da her seneden daha zevkli bir hazırlanış vardı. Çünkü bu eğlenceler, henüz açılmış olan Ankara Palas’ın büyük hall ve salonlarında yapılacaktı. Buranın bin kişiden fazla davetli alabileceği söyleniyordu…”

Berna Tuna da yılbaşı eğlencelerinin modernizmi getirdiğini savunarak şöyle demektedir: “Batı tarzı eğlence anlayışının, uygulamaya dönük ilk türlerinden biri olan yılbaşı eğlenceleri, Cumhuriyet’in ilk yıllarında, gerçekten büyük bir anlam taşıyordu. Bu olay, kılık kıyafetten, bakış açısınakadar, bir dizi modernizmi beraberinde getirdi.” [Berna Tuna, (Yılbaşı: İthal Malı Eğlence 1,Hürriyet Gazetesi/29.12.1991/,7.) (Yılbaşı:İthal Malı Eğlence 2”, Hürriyet Gazetesi /30.12.1991/ s. 7.)]

Peyami Safa da 1937 yılında; yılbaşı muhaliflerinin dikkatini çekerek “Züppelik değil zaruret” başlığıyla bir yazı yayınlıyor Cumhuriyet’te. Ve şöyle sesleniyor muhaliflere köşesinden: “Bir gazetede imzasız bir yazı, Noel’in ruhu ve milliyeti belirsiz, Beyoğlu sakinlerine mahsus bir züppelik olduğunu söylüyorlar. Avrupa medeniyetinin Hristiyan değil, kapitalist olduğunu iddia ediyor ve Hristiyan adetlerine kapılarımızı kapamak tavsiyesinde bulunuyor. Bu da milli değil en hafif vasfıyla kapitalist ve umumiyetle din aleyhtarı bir görüştür. İçinde bir Allahsız gizleniyor. Noel’e dini, nasyonalist ve Marksist bakımdan sataşılabilir. Bu bir telakki ve mizaç meselesidir. Bana gelince Noel’e tamamıyla lakaydım. Bir eğlence bahanesi halinde kaldıkça benim gözümde bibar numarasından farkı yoktur. Yerine daha iyi bahaneler de aranabilir… Takvimlerimizi bile Hristiyanlık tarih ve ananesinden ayıramıyoruz. Bu züppelik değil zarurettir.” (Cumhuriyet, 1 Ocak 1937)

Bunca propaganda ve teşviklerin sonucu artık Yılbaşı-Noel-Noel Baba olgusu 80’li yıllardan sonra tamamen benimsendi, bizimmiş gibi kabul gördü… Avrupalılar gibi kutlamadığımızı söylesek de onlardan daha ileri gittiğimizi sanıyorum. Noel Baba’nın müşterilerini karşıladığı mağazalar, oteller, eğlence merkezleri. Telefonla çağrılan Noel Babalar. Okullarda hatta ana okullarında sevimli çocuklarımızı kucaklarına oturtan Noel Babalar. Okul ve anaokul hatta evlerin mağazaların camlarında Noelli süslemeler kar efektleri, ışıklar, çamlar… Büyük şaşaalı törenlerle çekilişleri yapılan piyangolar… Meydanlara taşan eğlenceler. Her tarafı kameralarla doldurulan meydanlar… Sarkıntılık eden, içen, sızan, coşkuda ileri giden gençler,.. Sarhoşum al beni servisleri…

“Anne ve babalarını eğlenirken rahatsız etmemeleri ve uykusuz kalmamaları için Yılbaşı kutlamasını bir gün öncesi yapan minikler…” (Hürriyet, 1 Ocak 1978, s.1)

İstanbul’daki Saint Antoine Kilisesi’nde ve diğer kiliselerde, Demre’de, Anadolu’nun muhtelif yerlerindeki kiliselerde yapılan Noel âyininlerine iştirak eden Müslümanlar…

“Son yıllarda sosyetede moda haline gelen Saint Antoine Kilisesi’nde Noel kutlama âdeti bu yıl da devam etti. Saint Antoine Kilisesi’ni dolduran Hıristiyan yurttaşların yanı sıra, kürkler, takılar ve gösterişli giysiler içinde kiliseye akın eden İstanbul sosyetesi kiliseye sığamadı.” (Hürriyet, 26 Aralık 1989, s.26).

“Kapıyı Noel Abi çalacak” duyuruları… “Çocuğunuza, aldığınız yılbaşı hediyesini vermek için Noel Baba kılığına girmenize gerek yok. Bir telefon edin, Noel Baba kılığına girmiş genç bir tiyatro öğrencisi kiralayın.” (Cumhuriyet, 29 Aralık 1991, s.1)

Gazete ve dergi köşelerinden yapılan Noel Baba var mıdır yok mudur münâzaraları Yılbaşı kutlanmalı mı kutlanmamalı mı tartışmaları?

Hızır diyenler, Geyikli Baba, Nail Baba diyenler bile var. Yakında Kâbe’ye gider belki… İster misiniz bir de Hacı Baba olsun bizim Noel Babamız?

Reklamlar reklamlar reklamlar…

Noel Babalı alışverişler, hindiler, oyuncaklar, tombalalar, kolalar, kırmızı iç çamaşırları, tatiller… Cömert (!) Noel Baba indirimleri…

Hareketlenen piyasalar…. Piyasalar hareketlenirken Noel Babalara eklenen Noel Anneler ve Noel köpekleri.” (Hürriyet, 23 Aralık 1996, s. 4)

Noelli, Noel Babalı, yılbaşı eğlenceleri içeren envai türlü televizyon programları, çizgi flimler, evler, sinemalar, meydanlar, sokaklar, caddeler, okullar, yani her yer, her yer Noel bize…

Şimdilerde Noel Babalara Noel Anneler Noel Çocuklar hatta Noel köpekler de eşlik ettiler ve ailece evlerimizde ve bilinçaltımızda musmutlu yaşayıp gitmekteler…

(Cumhuriyet, 1 Ocak 1971, s. 1.)

Bu arada 70’li yıllardaki bu karikatürde olduğu gibi “Bu yeni yıl dedikleri hiç buralara gelmez mi acep” diyerek hayıflanıp üzülen Anadolulum, artık her yere geldi Noel Babalar, Noel Anneler, Noel Çocuklar ve Noel Köpekleriyle ailece kızaklarıyla uçarak getirdiler sizlere de yılbaşı eğlencesini… Eğlenmeyen kalmasın…!!!

(Fatma Toksoy Dünya Bizim‘de yazdı)

İlginizi Çekebilir

Hz. Peygamber ve Sahabe Örnekliğinde Samimiyet

Prof. Dr. Bünyamin ERUL Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi “Sahabe ile Hz. Peygamber arasındaki ilişkide …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla HABERLER & Yorumlar, Makaleler
İmam Ebu Yusuf’un Halîfe Harun Reşid’e Nasihatleri

EBU YUSUF'UN HARUN REŞİD'E TAVSİYELERİ (Ebu Yusuf (113- 182/731-799)'un, Harun Reşid (148-193/765-809)'e takdim ettiği Kitâbü'l-Harâc …

Kapat