Ana Sayfa / Yazarlar / Yine Teşahhus…

Yine Teşahhus…

Yine Teşahhus, Şahıslandırma, Şahsiyet Kazandırma

Bediüzzaman teşahhus fiilini birçok bahse açılan yüzleriyle yorumlamış. Daha önce de üzerinde durduğumuz bu bahsin yeni kısımlarını burada yorumladık. Birçok esma-i ilahiyenin tasarrufları ile meydana gelen bir azametli fiil.

Teşahhus yani şahsiyetlendirmenin, çok veçhi ve boyutu var, bir boyutu Allah’ın iradesidir. Karışık ihtimaller, olabilirlikler içinde birini seçmek ancak bir irade ile olur, ama bu irade küllî bir iradedir. Bir insanın teşahhusu bütün insanların denetleyen bir ilim ve gözün ve iradenin topyekün görüntüsünü nazara alan ve seçen  bir seçim, bir iradedir.

“Elcevap: Bütün mevcudat nasıl ki bir ilm-i muhite delâlet ve şehadet eder. Öyle de, o ilm-i muhit sahibinin irade-i külliyesine dahi delâlet eder. Şöyle ki: 
Herbir şeye, hususan herbir zîhayata, pek çok müşevveş ihtimâlât içinde, muayyen bir ihtimalle ve pek çok akîm yollar içinde, neticeli bir yolla ve pek çok imkânât içinde mütereddit iken gayet muntazam bir teşahhus verilmesi, hadsiz cihetlerle bir irade-i külliyeyi gösteriyor. Çünkü, herşeyin vücudunu ihata eden hadsiz imkânate ihtimâlât içinde ve semeresiz, akîm yollarda ve karışık ve yeknesak, sel gibi mizansız akan câmid unsurlardan, gayet hassas bir ölçüyle, nazik bir tartıyla ve gayet ince bir intizamla, nazenin bir nizamla verilen mevzun şekil ve muntazam teşahhus, bizzarure ve bilbedâhe, belki bilmüşahede, bir irade-i külliyenin eseri olduğunu gösterir.”

Teşahhusatın sanatla mümtezic iç içe bir fiili de bir nakkaşın nakşetmesinden ileri gelmesidir. Bütün varlıklar yaratılmanın ötesinde bir de nakışlanmışlar, yani düzlük değil kıvrımlar, iç içelikler, uzunluklar, kısalıklar ve renkler, uyum bütün bunlar nakkaşın, nakşedenin tasarruflarıdır, fiilleridir. Nakış düz çizgilerle olmaz, insanların yaptıkları düz geometrik çizgilerden oluşur, ama Allah hep eğri, ama sanatlı nakışlar yapar; masa, sandalye, bina, oda, nakış özelliği yok, ama göz, parmaklar, ayaklar, sima hepsi eğri çizgilerle oluşturulan güzelliklerdir.

Teşahhusun bir ferdi de iltibassızlık yani karıştırmamak, fevkalade imtiyaz, diğerlerinden farklı olmak.

“Efradın ziyadesiyle karışık olmasıyla beraber iltibassız ve fevkalâde imtiyaz ve teşahhuslara mazhar olmaları, herşeye basîr ve herşeye şehîd ve herbir fiili kendisini diğer bir fiilden men etmeyen Zâta mahsustur.”

Bir insan yaşamış yanımızda yöremizde, ama iç içe derinlikler ve boyutlarda. Biz gündelik yüzümüze gözümüze bulaştırıp iftihar ettiğimiz küçücük dünyamızda o maveranın en derin noktalarında yaşamış öyle değil mi? Hey gibi himmet. Hocam, bir mana hoşuna gitti mi kendinden geçer, ellerinin arka yüzünü iç içe vurarak pe pe pe derdi. Hissetmeyi ondan öğrendim.

Şair demiş:

Geç anladım  taşın sert olduğunu

Su insanı boğar ateş yakarmış

Hayatın … olduğunu

İnsan bu yaşa gelince anlarmış

.. Efradın ziyadesiyle karışık olmasıyla beraber iltibassız ve fevkalâde imtiyaz ve teşahhuslara mazhar olmaları, herşeye basîr ve herşeye şehîd ve herbir fiili kendisini diğer bir fiilden men etmeyen Zâta mahsustur.   

 “Nakkaş-ı Ezelî, hadsiz kudretiyle, nihayetsiz cilve-i esmâsını her vakit tazelendirmekle ayrı ayrı şekilde göstermek için, eşyadaki teşahhusları ve hususî simaları öyle bir surette halk etmiştir ki, hiçbir mektub-u Samedânî ve hiçbir kitab-ı Rabbânî, diğer kitapların aynı aynına olamıyor. Alâküllihal, ayrı mânâları ifade etmek için, ayrı bir siması bulunacak. Eğer gözün varsa, insanın simasına bak, gör ki: Zaman-ı Âdem’den şimdiye kadar, belki ebede kadar, bu küçük simada, âzâ-yı esasîde ittifakla beraber, herbir sima, umum simalara nispeten, herbirisine karşı birer alâmet-i farikası var olduğu kat’iyen sabittir.”

Bunun için, herbir sima ayrı bir kitaptır. Yalnız san’atın tanzimi için ayrı bir yazı takımı ve ayrı bir tertip ve telif ister. Ve maddelerini hem getirmek, hem yerleştirmek ve hem de vücuda lâzım olan herşeyi derc etmek için, bütün bütün başka bir tezgâh ister.” 

Bu nakışlar birbirine benzemez; mektuplar, kitaplar birbirinin aynı değil, insan siması gibi. İlahi sanatın felsefesini Bediüzzaman yapmış, ey kör gözlüler. Mukabil bir sanat felsefeniz yok zaten olamaz ki.

Necip Fazıl ne diyor;

“çağır beni birlik,

al beni ahenk,

artık barınamam gölge  varlıkta.”

Bediüzzaman nasıl ulûhiyyetin ve marifetullahın vadisinde dolaşmış,

sen de Taksim de dolaş.

Bulursan bir kahve köşesi salaş

İçersin orda bir çay arkadaş

Pencerelerde dolaşmak, tencerelerde dolaşmak… 

Teşahhusun icrası nazar-ı  kudretle, görmek bir boyutu da, kalem-i kudretle de nakşetmek ve yazmak.  

“Bir neviden bir ferdin, bütün efraddan imtiyazını temin edecek teşahhus ve taayyününün kalem-i kudretle yazılması, bütün nev-i beşerin, meselâ, efradının nazar-ı kudrette meşhud ve melhuz olduğunu istilzam eder”

İlginizi Çekebilir

‘Cehennem Ebedî Değil’e Heveslenmek..

  ❌ Cehennem sonsuz değil. ✔️ Maide 37 “Oradan çıkmazlar” diyor? ❌ Belirli bir süre …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Yazarlar
Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş

Cenab Şahabettin estetik bir şairdir, Osmanlı Türk şiirinin bir estetik zafer abidesi gibidir bu şiir. …

Kapat